Advert
sandalye fabrikası karabük

Bilgi Akışı Devam Ediyor

Karabük'te konuşulmaya başlayan ZÜBÜK'ün kim yada ne olduğuna ilişkin Karabük Derin Haber 'in sorusuna ilgi hayli yoğun olurken, bilgi akışıda devam ediyor.

Bilgi Akışı Devam Ediyor
Bu içerik 1557 kez okundu.

Karabük Derin Haber olarak bir süredir Karabük'te konuşulan ve herkesin birbirine sorduğu ZÜBÜK lafını sütunlarımıza taşımamızın ardından, okurlarımızdan çeşitli yorum ve bilgiler de gelmeye başladı. Biz Karabük Derin Haber olarak gelen bu bilgileri hergün sütunlarımıza taşımaya devam edeceğiz.

İşte sorumuza Çorum'dan ses geldi. İskilip'in Sesi Gazetesi'nde Ahmet Faruk İmal'ın yazdığı köşe yazısı okurlarımız tarafından sitemize ulaştırıldı. Biz de meslektaşımızın bu yazısını kayda değer bularak noktasına, virgülüne dokunmadan sizlere sunuyoruz. (Yarın siyasi kimliği ile ilgili bir bilgiyi sizlere sunacağız)

Eski siteden alındığı tarih Salı, 15 Temmuz 2008 | 4145 defa okunmuştur.
Zihni, zikri boştur, kısaca Ziboş’tur

Rızasıyla mollalık taslar, aslen liboştur

Kızmaz yüzüne tükürseniz,

Sanır ki, oradan oraya seken yavru Ceylan’ın

Yağlarıdır yüzüne erişen

 Filmlerin başında diyor ya hani, biz de diyelim de aynı şeyi adet yerini bulsun:

“Bu okuyacağınız yazıdaki kişiler olaylar tamamen hayal ürünüdür. Gerçek kişi ve olaylarla alakası yoktur”.  Yok, siz illa da birilerine uyduracaksanız, ona da ben karışmam. Ama genel olarak bu hayal kahramanına zihni boş, zikri boş kelimelerinin kısaltması olan “Ziboş” diyebiliriz.

Kemal Sunal sanatının doruk noktalarındaydı o zamanlar. Daha önce romanını da okuduğum Zübük filminde canlandırdığı Zübükzade İbrahim Efendi karakteri ile oyunculuk kariyerine parlak bir halka daha eklemişti. Yıllardır milletimizin sırtından inmeyen, insanlara yaka silktiren uyanık politikacı tipini en iyi şekilde beyazperdeye yansıtmıştı.

Aradan yıllar geçti ama Zübükler hiç sahneden eksik olmadı. Bu günlerde memleketimizde de son yılların en büyük Zübüklük vakası ile karşı karşıyayız.

Şimdi bizim Zübük ile Zübükzade İbrahim Efendi birbirlerine ne kadar benziyor bakalım isterseniz:

Siyasete ilk adımlarını çeşitli ayak oyunları ile attılar.

İbrahim Efendi belli bir siyasi kuruluşta az bir süre de olsa kalarak istikrar gösterirken bizim Zübük, hemen hemen bütün gruplara göz kırparak siyasete daldı. Önce iktidar sahiplerine yakın durmaya çalıştı, ilçe kongrelerine müdahil oldu. Küçük bir hatayla hesabı tutturamayınca İskilip’teki diğer alternatife çakal sürüsü gibi daldı.

Her iki Zübük de sahtecilik konusunda uzman kişilerdi.

Zübükzade İbrahim Efendi, adaylığını güçlendirmek, koltuk kapmak için zamanın başbakanı ile kendisini beraber gösteren sahte bir fotoğraf, telgraf ve mektuplar ürettirmişti.

Bizim Zübük, imzasız, sahte imzalı mektup ve şikâyet dilekçeleri üreterek koltuk kapmaya çalıştı. Belli bir süre o koltuğu da kaptı.

İki Zübüğün serveti de gariban vatandaşın sırtından edinildi.

İbrahim Efendi, memleketinden yol geçireceğini, tarlaları, evleri, dükkânların yıkılacağını söyleyerek, imar planındaki küçük değişiklikler karşılığında vatandaşlardan hatırı sayılır bir para sızdırdı. Milletvekili olduğunda da işlerini halletmek için bunu sürdürmüştü. Bunları alırken hep garibanların işini halletmek bahanesini kullanmıştı.

Bizim Zübük farklı olarak garibanın gırtlağına dayadığı bıçakla para sızdırdı. Siz birini bıçaklasanız hapse girersiniz. Bizim Zübük bıçakla para kazanır. Gariban için yaptığını iddia ettiği işlerin hiç birinde bıçağının kirasını unutmaz. Onlara yutturduğu acı ilaçlardan da ayrıca cukka yapar. Onun telefon faturalarının, bilgisayarlarının, arabasının sponsoru ilaççılardır.

Her ikisinde de öğretmen düşmanlığı vardır.

Hayal kahramanı Zübük,  siyasete atıldığında karşısında en güçlü rakip olan öğretmen kökenli adaya yapmadığını bırakmamıştı. Onu bazen komünistlikle, bazen dincilikle suçlamıştı.

Bizim Zübük de nedense bütün konuşmalarında gizleyemediği bir öğretmen düşmanlığını sergiler. Kendisinin üstün meslek grubuna girdiğini, üstün insan, ulu bilge, her işin üstesinden gelebilecek bir mübarek zat olduğunu her fırsatta dile getirirken öğretmenler hakkında devamlı ileri geri konuşur. Bu olayın nedeni kesin olarak bilinmemekle birlikte küçük yaşlarda başından geçmiş kötü bir hatıraya bağlanmaktadır.

İki Zübük de yemlendikleri yere yumurtlamadı.

Zübükzade ilçedeki halkı dolandırarak, onların samimi duygularıyla oynayarak kazandığı servetle büyük şehirde yatırımlar yapmıştı.

Bizim Zübük de İskilip’ten yemlendi Çorum’a yatırım yapıyor.

Her ikisi de çevrelerindeki insanları hatta ailelerini kirli işlerinde piyon olarak kullandı.

İbrahim Efendi partiden partiye atlamak için, en yakınındaki insanlara kendini kaçırttırmış, hanımına sağa sola telefon ettirerek ortalığı ayağa kaldırtmıştı.

Bizim Zübük de kendi tezgâhladığı ama gerçekleştirmeye cesaret edemediği bütün pis işlerini, kendisine inanan üç beş zavallıya yaptırıyor. Ailesini de kirli tezgâhların klavyesine oturtuyor. Zübükzade İbrahim Efendi, bu kadar alçalmamıştı.

Gönül tezgâhından geçmiş adamlardır.

Zübükzade İbrahim’in evliliği bile tezgâhtı. Dolandırdığı silahlı kişilerden kaçarken,  kızına göz koyduğu müstakbel kayınpederinin evine girmiş, küçük çaplı bir tecavüz vakası ile evliliğin temelini atmıştı.

Bizim Zübük ise evindeki beslemeye tecavüz eden bir zihniyetin mirasçısıdır. Gönül işlerini arabasının kaputunda, masa üstlerinde raks eden Florence Nightingale’lere havale etmiş, koltuklarda mümessillerle dertleşmiştir. Bir defasında da diğer Zübük gibi çevre köylülerin av tüfeklerinden çıkan saçmalardan zor kurtulmuştu.

Yaptıkları işler, söyledikleri sözler dolayısıyla zor durumda kalınca suçu hemen en yakınlarında bulunanlara atmaktaki hünerleri tartışılmazdır.

İbrahim Zübükzade her suçlandığında suçu başkalarına, özellikle en yakınındaki insanlara atarak zor durumdan yırtmaya çalışırdı. Sık sık en yakınındakilerden yakınır, onlara yaptığı iyiliklerden bahsederdi.

Bizim Zübüğün, girdiği her çevrede kredisini çok çabuk tükettiği ve insanlar tarafından kısa zamanda gerçek yüzü görüldüğü için devamlı bir çevresi olmadı. Her yeni girdiği çevrede, bir öncekilere suçu attı. Yaptıklarını başa kakma özelliği ise hiç değişmedi. Ortak olacağını söylediği ağabeyi için yaptığı iyilikleri bile kalabalıklarla paylaştı. Her ortamda ağabeyinin bedelli askerliğinin parasını kendisinden aldığını söyledi. Oysa ağabeyinin, öğrencilik yıllarında annesi ile birlikte kaldığı çatı katında bir gün bile kendilerini arayıp sormadığını, bir kuruş harçlık vermediğini anlattı durdu.

İkisi de en büyük zararı en yakınlarındakilere verdiler.

Zübükzade İbrahim de bizim Zübük de yaptıkları işlerden kendileri hiç zarar görmedi.

Kazıkları, çevrelerine toplayıp kendilerine inandırdıkları kimi gariban, kimi hırslı, kimi de kendine benzeyen insanlara attılar hep.

Her ikisi de vukuatsız kabadayıdır.

Zübükzade İbrahim de birçok insana şöyle yapacağım, böyle yapacağım diye tehditler savururdu. Bir şey çıkmazdı tabii.

Bizim Zübük ise, önüne gelene “kafanı koparırım, kodu mu oturturum” gibi sözlerle kabadayılık yapar. Ama koca kalıplı içi boş bir airbag kadar etkisi vardır ancak. Tamamen boş da sanmayın. Zübükzade İbrahim Efendi son sahnede yanına gelen gazetecinin dede yadigârı tütün tabakasını aşırmıştı. Bizim Zübüğün öyle huyları yoktur, ufak tefeğe bakmaz müsterih olun. Ama düşerseniz eline ciğerinizi, dalağınızı, midenizi alıverir maazallah. Uyanık olun, demedi demeyin.

İki Zübük arasındaki benzerliklerin hepsini yazmaya benim, okumaya sizin zamanınız yetmez sanırım.

Farklılıkları da var elbette. Zübükzade İbrahim’in kötülükte, tezgâhta, üçkâğıtçılıkta, kişiliksizlikte bir sınırı vardı. Yaradılış ve yetenek itibarıyla bu sınırın ötesine geçme imkânı yoktu.

Bizim Zübüğün ise bu konularda hiçbir sınırı yok. Bunu onunla birazcık beraber bulunan herkes kısa zamanda anlayacaktır. Şimdi çevresinde olan safları bir de bundan iki üç yıl sonra izleyin. Bu söylediklerimi onlar söyleyecekler.

Hatırlarsanız Zübükzade İbrahim milletvekili seçilip Ankara’ya gittiğinde buna en çok çevresindeki saflar, yani en çok kazığını yiyenler sevinmişti. Kendilerine tepki gösteren birine, sevinçlerinin sebebini de Zübükzade’nin ilçeden uzaklaşmasını, yani kendilerini rahat bırakacak olmasını göstermişlerdi. Öyle ya, ilçeleri kurtulmuştu. Ama Zübükzade Ankara’da da tabiatının gereğini yapmış, Türkiye’nin başına bela olmuştu. Şimdi biz de aynı durumdayız, karar sizin:

Bu Zübüğü Ankara’ya gönderilim İskilip mi kurtulsun, 

yoksa burada kalsın Türkiye mi kurtulsun?

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

NOT: Bu yazıda siyasi bir ilintinin de olduğu ortaya çıkıyor. Biz de bize gelen siyasi ilintiye ilişkin bilgileri yarın sütunlarımıza taşıyacağız.

BU KONU İLE İLGİLİ DAHA ÖNCEKİ HABERİ OKUMAK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYINIZ

Çorum İskilip iskilip'in sesi karabük haber karabük derin haber karabuk haber Zübük Siyasi Zübük
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Rıza kaptan     2017-09-23 Lan bu bizim ziya mı yoksa
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
500 Kişi Okuma Yazma Sertifikası Aldı
500 Kişi Okuma Yazma Sertifikası Aldı
2017 Yılında Karabük’te Neler Oldu?
2017 Yılında Karabük’te Neler Oldu?