Advert
sandalye fabrikası karabük
İLLÜMİNATİ BİLGELERİNİN SİYON PROTOKOLLERİ-1
MAHFİ

İLLÜMİNATİ BİLGELERİNİN SİYON PROTOKOLLERİ-1

Bu içerik 1266 kez okundu.

Siyon liderlerinin protokolleri kitabının yazarı Sergius Nilus şöyle diyor:

Bu makalelerin sadece tek bir amacı var: Yahudilerin kendileri için, kendileri hakkında gerçeği görebilmeleri ve Yahudi olmayanların da, günümüzdeki Yahudi ideallerinin hilelerini görebilmeleri ve yeterli duyarlılığı göstererek kendilerini bunun kurbanları olmaktan korumaları. Yahudilerin ve Yahudi olmayanların, hep birlikte hatalarını görmeleri halinde, Yahudi ihtiraslarının yüzyıllardır korkunç sonuçlar doğurmasına sebep olan rekabet’in yerini işbirliğine bırakması için fırsat doğacaktır.

Bende bu yazı dizisine başlamadan evvel şu sözü hatırlatmak istiyorum: Nefreti nefretle yok edemezsiniz.Nefreti sadece sevgiyle alt edebilirsiniz ve bugünkü şeytani sistem olan  illüminati örgütlenmesini ve yahudilerin insan ırkına olan nefretini ancak çok büyük bir sevgi yumuşatabilir.

Zira nerden baksanız 2000 seneden bu yana, bazen Yahudilerin kendilerine yaptığı zulümle bazen Hristiyanların ve Müslümanların Yahudilere yaptığı zulümle yersiz yurtsuz ve devletsiz olarak kendilerince talihsiz olan bu halk tahmin edeceğiniz üzere Yahudi olmayanlara karşı büyük bir kin ve nefret biriktirmiştir. Hayatları bazen açlık ve sefaletle boğuşarak geçmiştir. Ancak 20. asırda meydana gelen 6 milyon Yahudi katliamı sıradan ve en dış çemberde bulunan dini bütün bir Yahudi için bardağı taşıran son damla olmuştur.

Aslında tüm bu yaşanan süreçlerin kendi kutsal kitaplarında yazılı olan kehanetlerdekinin aynısı olduğunu en iyi Yahudiler bilmektedir. Dünyanın dört bir yanına dağılmış olmanın aslında Tanrı’nın onlara vermiş olduğu bir lütuf olduğunu ve böylece ideallerine daha rahat ulaşabileceklerini söylemektedirler. Esasen Yahudi kavmini Fravun zulmünden kurtaran Peygamberleri Musa’ya yaptıkları eziyetler neticesi bir peygamber kendi kavmine beddua etmiş ve ‘’Çil yavrusu gibi dünyanın dört bir yanına dağılın,birlik olamayın’’ demiştir.

Siyon Protokolleri gerçek midir?

Biz önceki makalelerimizin birinde Hazar Türk Devleti’nin Musevi Dini’ne geçtiğini ve Dünya’nın her tarafındaki Yahudilerin bu coğrafyada toplandığını söylemiştik. Bu devletin dağılmasından öncesinde ve sonrasında Rusya’ya göç eden Aşkenaz Yahudileri nedeniyle Dünya Musevi topluluğunun önemli bir kısmı da Rusya’da yerleşik durumdaydı. Filistin’de bir İsrail devleti kurmak isteyen Siyonizm, Rusya’daki Yahudilerin Kudüs’e göç etmesini sağlamak için burada bir Yahudi düşmanlığı başlatmayı uygun gördüler. Bu nedenle protokoller, masonlar aracılığıyla elden ele Sergius Nilus isimli bir yazara ulaştırılıyor. Protokoller yalnızca ABD’de basımı engellendiği söylense de Hanry Ford tarafından yazılan Beynelminel Yahudi isimli kitapta protokoller bulunmaktadır. Kuvvetle muhtemel bu protokoller 1897’de Theodor Herzl başkanlığında yapılan Basel’deki Siyonist Kongre’de gündeme getirilmiş ve okunmuştur.

Türk kamuoyunda da protokoller oldukça tartışmalı bir konu haline getirilmek isteniyor. Bazıları suları bulandırarak protokolleri şaibeli hale getirmeye çalışıyor. Aslında protokoller sanılanın aksine siyon protokolleri değildir, protokoller İllüminati örgütünün manifestolarıdır yani bir nevi yol haritalarıdır. Konu hakkında ülkemizde kavram karmaşası yaratılarak kafaların karışması isteniyor.

Protokollerin bir kopyası bugün halen daha isviçre’de bir müzede ya da bir kütüphanede saklanıyor. Ancak kanımca protokollerin orjinalleri tüm illüminati örgütünün 313 kişilik asli kadrosunun elinde basına ve kamuoyuna dahi yansımayan ek protokollerle beraber bulunmaktadır. Bizdeki protokoller 24 adet olup en az bir tane protokolünde saklı olduğu bilinmektedir.

Segius Nilus’un Siyon liderlerinin protokolleri adlı kitabında ve Hanry Ford’un Beynelminel Yahudi adlı kitabında bu prokollerin tamamı yer almaktadır. Bizde protokolleri yazma gereği duyduk ve ayrıca protokoller üzerinden illüminati konusunu daha yakından anlama ve anlatma çabasına girdik.

Sergius Nilus kitabında protokolleri hazırlayanların kim olduğu hakkında da bize bilgi sunuyor. İllüminatinin büyük şeflerinden biri olduğunu tahmin ettiğini söyleyen Nilus şöyle diyor: Walter Rathenau 24 Aralık 1924 tarihinde Wiener Freine Presse’de çıkan yazısında ‘Avrupa’yı ellerinde tutan 300 adam, siyon bilgeleri üç değil tam 300 adam kaderin genel yönetmenleri…’ şeklindeki açıklamasının ardından altı ay sonra öldürülmüştür.

İllüminatinin 3 tane Dünya savaşı planı adlı makalemde illüminatinin iç çemberinin aslında 313 kişi olduğunu deşifre etmiştim. Aslında bilinen bir şey bu, malumun açıklanması ama bilmeyenler için kısaca hatırlatalım. Demiştik ki bir pramit düşünün üç basamaklı. En alt basamağında Avrupa’yı yönlendiren meşhur 300 ler komitesi, ikinci basamakta 12 Saf kan Beni-İsrail hanedanlığı ve üçüncü ve en üst basamakta dünyayı gören ve gözetleyen tek gözlü deccal yani iblisin askeri. İşte bu pramitlerdeki sayıları toplayın 300+12+DECCAL=DECCALİYET SİSTEMİ yani İllüminati’nin iç çemberi içte bu 313 kişidir. Aslında en tepede İblis yani Lucifer bulunmaktadır. Lakin tüm kehanetlerde ortaya çıkacak olan deccal, İllüminatinin kendi ifadesine ve inancına göre insan bedeni ile yeryüzüne bir annenin karnından gelecek olan Şeytan’ın ta kendisidir. Malumunuz bu kehanet teorisine istinaden yerli ve yabancı pek çok film de yapılmış durumdadır. Ben kitapları karıştırırken hanedanlık sayısının bazı kitaplarda 13 olduğunu gördüm. Ayrıca her kitaptaki hanedanlık isimleride birbirinden farklı. Yani bir bilgi kirliliği mevcut. Çoğu illüminati kitaplarıda fahiş fiatlardan satılıyor. Böylece bilinen gerçeklerin tekrarlanması suretiyle ve farklı kişilerden bahsedilerek kafalar karıştırılıyor. Hem Türk halkı’nın sırtından para kazanılıyor hem de İllüminati tüm Dünya’yı esir aldı sizde teslim olun imajı veriliyor. Bizde buna inat kimsenin negatif tesirlerle kurnazca ve İllüminati fedailerince yazılmış olan kitapların alınmamasını, okunmamasını tavsiye ediyoruz. Boşuna zaman ve para kaybetmeyiniz. Zira piyasadaki pek çok kitap da aslında bu şeytani örgütün propagandası niteliğindedir. Ve oldukça kafa karıştırıcı niteliktedir. Konu hakkına kitap alıp okuyacakların dikkatli ve titiz davranmalarında fayda var.

Deccal Yahudîdir. İcraatı dikkate alındığında, onun bir Yahudî oluşu, insana hiç de şaşırtıcı gelmez. Yahudîler de zâten bunu övünelecek bir davranış olarak görürler. Alûsî tefsirinde anlatıldığına göre, bir gün Yahudîler, Resûlullaha (a.s.m.) gelmiş, "Âhirzaman Deccalı bizden olacak, şöyle yapacak, böyle yapacak" demişlerdi. Cenab-ı Hak da bunun üzerine Mü'min Sûresinin 56. âyetini göndermişti.
Gönderilen âyette Allah, onlara şu cevabı vermişti:

"Kendilerine gelen hiçbir delil olmadığı halde Allah'ın âyetleriyle mücadele edenler, hak dini söndürmek gibi, aslâ erişemeyecekleri büyük bir hevesi gönüllerinde taşıyorlar. Sen Allah'a sığın. Muhakkak ki O, herşeyi hakkıyla işitir, herşeyi hakkıyla görür."


Ebu's-Suud tefsirinde belirtildiğine göre de, Yahudîlerin, Resûlullaha şöyle dedikleri bildirilir:


"Bizim Tevrat'ta zikredilen sahibimiz sen değilsin. Davud'un oğlu Mesih'tir. Yani sizin Deccal dediğiniz. O, âhirzamanda çıkacak, bütün dünyaya hâkim olacak, artık mülk ve saltanat da bize geçecek."

 

 Ben bu saf kan hanedanların 12 tane olduğunu bizzat ve sadece kutsal kitaplara dayandırıyorum. Bunun haricindeki rakamlara aldırış etmiyorum. İsrailoğulları’nın 12 kavmi vardır. Bu hem Tevrat’ta hem de İncil’de yazmaktadır. Ayrıca 313 rakamının hem İslam alemi için hem de Yahudilerin için kutsal bir sayı olduğu belirtmiştim daha önceki makalemde…Merak edenler bir göz atabilir.Aşağıya link veriyorum.

http://www.karabukderinhaber.com/kose-yazisi/71/illuminatinin-3-tane-dunya-savasi-plani.html

Sonuç olarak protokollerin yazarları illüminatinin  300 ler komitesidir.

Biz şimdi Dünya’da ilk yayınlandığı an büyük yankı uyandıran ve bilinçli bir şekilde anti-semitizm dalgası oluşturan bu protokolleri tek tek ele alarak değerlendirme yapacağız.

İLLÜMİNATİ BİLGELERİNİN SİYON TOPLANTILARI PROTOKOLLERİ

1.PROTOKOL

Hak güçte yatar. Özgürlük sadece bir fikir. Liberalizm.Altın.İman. Özerklik.Sermaye despotluğu.Dahili düşman. İzdaham. Anarşi. Politika ahlaka karşı. Güçlü olanın hakkı. Yahudi-Mason hakimiyetinin yenilmezliği. Şuursuz insan kalabalığı. Siyasi parti ihtilafı. Despotik yönetimin çok daha tatmin edici biçimi. Alkol. Klasik öğreti. Çürüme. Yahudi-Masonik yönetimin ilke ve kuralları. Terör. Özgürlük-Eşitlik-Kardeşlik. Hanedan yönetiminin ilkeleri. Yahudi olmayan aristokrasinin ayrıcalıklarının iptali. Yeni aristokrasi. Psikolojik hesap. Özgürlüğün soyutluğu. Halk temsilciliğinin kaldırılması

Zarif cümleleri bir tarafa bırakarak her düşüncenin açıklamasını yapacağız; karşılaştırarak ve nedenden sonuca giderek çevremizdeki gerçekleri aydınlatacağız.

Beyan edeceğim şey, sistemimizin iki görüş noktasından hareket ettiğidir. Kendimiz ve Yahudi olmayanlar…

(YORUM: Yahudi olmayanların Yahudiler için hiçbir değeri yoktur.)

Dikkate alınması gereken bir nokta da, kötülük içgüdüleriyle dolu olan insanların sayısının, iyilerden çok daha fazla olmasıdır. Bu yüzden onları yönetirken en iyi sonuçlar, soyut bilimsel tartışmalarla değil, şiddet ve yıldırma politikalarıyla elde edilir.

Her insan iktidarı arzu eder ve eğer mümkün olsa herkes diktatör olmayı ister. Kendi refahını korumak uğruna, başkalarını kurban etmeyecek insan gerçekten çok azdır.

(YORUM: İyi insanların kukla liderler olarak kullanılması zordur. Kendi hırsları olan haris insanlar çoğunluktadır. Bu nedenle haris insanları iktidar yapmak istedikleri ortadadır.)

İnsan denen canavarı engelleyen şey nedir? Şimdiye kadar ona ne rehberlik etmiştir?

Onlar, toplumsal yaşamın başlangıcında merhametsizce ve gözü kara bir kuvvetin buyruğu altındaydılar. Daha sonra aynı kuvvet kılık değiştirerek kanun adını aldı. Buradan da yaratılış kanuna göre hak kuvvette yatar sonucunu çıkarıyorum.

(YORUM: Bunu yazanların göz ardı ettiği bir gerçek var. İnsanoğluna her zaman rehberlik etmesi için peygamberler gönderilmiştir. İnsanca yaşamanın şekli kanunlardan önce kutsal kitaplarda zaten yazmaktaydı. Kanunlar kutsal kitapların özümsenmiş ve devrin şartlarına uygun hale getirilmiş şeklidir. Ayrıca hak kuvvette yatar ilkesi insanlar için değil hayvanlar alemi için geçerlidir. Aslan güçlü olduğu için haklıdır ve istediğini-gücü yettiğini kendi nefsini doyurmak için yer. Ancak insanlar hakkı adalette aramışlardır. Bu ifade Yahudilerin, Yahudi olmayanları açık ve net hayvan olarak gördüğünü göstermektedir. Yani parasal güçlere kavuştukları için güçlüler bu nedenle haklılar. Aslında tüm insan ırkını hayvanlar gibi değerlendirmişler. İnsanın akıl ve vicdan sahibi olduğu gerçeğini göz ardı etmişler. Birde Yahudiler biz zekiyiz diye geçinirler. Sadece 2000 yıllık devletsiz bir yaşam onları devlet kurma ve Dünya’ya hükmetme konusunda düşünmeye sevketmiş. Ancak diğer ulusların devletsiz kalma gibi bir dertleri olmadığı için bu durumda bulunan Yahudilerin bir illüminati terör çetesi kuracakları ve Dünya halklarından bu 2000 yıllık esaretin bedelini soracaklarını düşünmemeleri normaldir. Zira insanoğlunun empati yeteneği az olduğundan Yahudi piskolojisini düşünebileceğini sanmıyorum. Ancak tüm ulusların kendi devletleri varken onlar oradan oraya savrulmuşlar. Bu durumda Şeytan’dan bile medet bekler hale gelmişler ve zaten Şeytan’ı ilah belledikleri aşikar. Protokolleri parağraf parağraf en ince detayına kadar irdeliyeceğiz. İrdeledikçe bu durumu daha net göreceğiz. Devam edelim 1. Protokole…)

Siyasi özgürlük bir fikirdir, fakat bir gerçek değildir. Siyasi iktidarı elinde bulunduran bir partiye baskı yapmak amacıyla, halk kitlelerini bir diğer partiye yöneltmek gerektiği zaman, bu fikrin bir yem olarak nasıl kullanılacağı bilinmelidir. Eğer karşı taraf da, liberalizm olarak anılan bu fikrin etkisi altına girmiş ve bu uğurda iktidar gücünün bir kısmından feragat etmeye gönüllü ise görev çok daha kolaylaşır. Burada teorimizin zaferi tamamen ortaya çıkıyor. Otoritenin gevşeyen dizginlerini, yaşamın bir kuralı olarak derhal bir başka el tarafından yakalanır ve bir araya getirilir. Çünkü toplumun kör kuvveti bir gün dahi rehbersiz kalamaz ve yeni otoriteye, liberalizm sayesinde zayıflatılmış olan eskisinin yerine oturmak kalır.

Günümüzde liberal yönetimin gücü yerini servetin gücüne bırakmıştır. Bir zamanlar ise iman gücü hükmetmişti. Özgürlük fikri gerçekleştirilmesi mümkün olmayan bir fikirdir. Çünkü hiç kimse onu aşırıya kaçmadan nasıl kullanılacağını bilmez. Halkı düzensiz hale getirmek için belli bir süre özerklik tanımak yeterlidir. Bunu yaptığınız andan itibaren, aralarında çok kısa sürede sınıf çatışmalarına dönüşecek olan yıkıcı bir mücadele başlar. Devlet yanıp yıkılır ve itibarı bir yığın külden ibaret kalır.

Liberal fikirlere sahip biri çıkıp da, yukarıda aksettirdiğimiz fikirlerin ahlakdışı olduğunu ileri sürerse, ben de şu soruları sorarım. Eğer her ülkenin iç ve dış iki düşmanı varsa ve eğer harici düşman üzerinde duracak olursak, bunun her türlü mücadele yöntemini kullanmasında sakıncagörülmüyor. Örneğin: Gece karanlığında ya da sayıca çok üstün bir şekilde saldırması ve ahlakdışı olduğu düşünülmüyorsa, toplum hayatını paramparça eden, kamu yararına olan her şeyi çökerten çok daha kötü bir düşmana karşı aynı yöntemleri kullanmak, nasıl olurda ahlakdışı ve izin verilmez olarak adlandırılabilir?

Sağlam mantıklı herhangi bir zihin için insan kalabalıklarını akla uygun düşünceler ve tartışmalar yoluyla – ki bunlara anlamsızca itiraz edenler çıkabilir ve bu itirazlar yüzeysel bir muhakeme yeteneğine sahip olan halk arasında daha çok yandaş bulabilir- rehberlik ederek, herhangi bir başarı elde etmeyi ummak mümkün müdür? Halkın içinde ya da halktan biri olsun, küçük ihtirasları, değersiz inanışları, adetleri, gelenekleri ve duygusal kuramlarının rehberlik ettiği insanlar, tamamen makul tartışma temeline dayansa dahi, herhangi bir fikir birliğine engel olan parti anlaşmazlıklarına dalarlar. Kalabalığın bulduğu her türlü çözüm, ya tesadüfe, ya da politik sırlardan habersiz, gülünç bir takım çözümler ileri sürerek, yönetime nifak tohumları eken kalabalık çoğunluğa bağlıdır. 

Siyasetin ahlak ile hiçbir ortak yönü yoktur. Ahlaka uygun bir şekilde yöneten yönetici usta bir politikacı değildir. Ve bu yüzden de tahtı sallantıdadır.

Hükmetmek isteyen kişi hem kurnaz hem de yapmacıklı olmalıdır. Açık sözlülük ve dürüstlük gibi üstün insani nitelikler siyasette kusurdur. Çünkü bunlar yönetimleri en güçlü düşmanlarından daha etkili ve kesin bir şekilde alaşağı ederler. Bu nitelikler, Yahudi olmayanların yönetimlerine ait vasıflar olmalıdır. Ve biz, katiyen bu vasıfları kendimize rehber edinmemeliyiz.

Bizim hakkımız kuvvette yatar. ‘Hak’ kelimesi soyut bir kavramı ifade eder ve hiçbir şekilde ispatlanamaz. Bu kelimenin anlamı ‘Bana ne istiyorsam ver ki, bu surette senden daha güçlü olduğuma dair bir delilim olsun’dan başka bir şey değildir.

Hak nerede başlar, nerede biter?

Yönetim organizasyonu, zayıf, bir şahsiyetsiz kanunlar ve liberalizmin sürekli çoğalttığı haklar selinin ortasında kendi şahsiyetini kaybetmiş kişilerin yönetici olduğu her ülkede, güçlünün hakkıyla saldırarak, mevcut kuralları ve düzenlemeleri darmadağın ederek, tüm müesseseleri yeniden kurmak ve kendi liberalizm anlayışları gereği, haklarının gücünü ayaklarımızın altına sererek bize gönüllü olarak terk edenlerin mutlak efendisi olmayı kendimize yeni bir hak olarak görüyorum.

Bizim gücümüz, her biçimde iktidarın sallandığı günümüzde diğerlerinden çok daha fazla görünmez olmalıdır. Çünkü, hiçbir kurnazlığın dibini oyamayacağı kadar kuvvetleninceye dek görünmez kalması gerekmektedir.

Şimdi geçici olarak işlemek zorunda bırakıldığımız günahtan, liberalizm tarafından hiçliğe indirgenmiş olan ulusal yaşamın tüm mekanizmalarının yeniden düzenli olarak çalışmasını sağlayacak, onarıcı, sarsılmaz bir yönetimin iyi insanları doğacaktır. Sonuç. Yöntemleri haklı kılar. Bu durumda, planlarımızı yaparken dikkatlerimizi, iyi ve ahlaka uygun olandan çok, gerekli ve faydalı olana çevirelim.

Önümüzde, ilerisi için, stratejik ve yüzlerce yıllık çalışmanın boşa gitmesi riskini göze almaksızın dışına çıkamayacağımız bir plan var.

Hareketimizi tatmin edici ve ayrıntılı bir şekilde hazırlamak için, halkın seviyesizliğini, gevşekliğini, kararsızlığını, kendi hayat şartlarını anlamakta ve ona uymakta gösterdiği yeteneksizliği dikkate almamız gerekmektedir. Halkın gücünün hedefsiz, duygusuz ve mantık dışı hareket ettiği ve herhangi bir taraftan gelecek telkinlere daima açık olduğu anlaşılmış olmalıdır. Bir kör, bir diğer kör uçuruma yuvarlanmadan karşıya geçiremez. Sonuç olarak, bilgelik derecesinde de olsalar, halkın içinden çıkanlar henüz siyaset hakkında bir bilgileri olmadığı için, tüm ulusu helak etmeksizin lider olarak öne çıkamazlar.

Sadece çocukluğundan itibaren başlı başına yönetmek üzerine eğitilen bir kimse siyasi alfabeden türetilmiş sözcükleri anlayabilir.

Kendi kendine, aralarından çıkan sonradan görmelere bırakılan halk, iktidar ve itibar elde etme çabalarının körüklediği partizanca çekişmeler ve bunların doğal sonucu olan kargaşa ile kendi kendini mahva götürür. Halk kitlelerini oluşturan bu insanların sakince, basit kıskançlıklardan arınmış olarak karar vermesi ve kişisel çıkarlarıyla karıştırmadan ülke çıkarlarını koruyabilmesi ve idare etmesi mümkün müdür? Kendilerini dış düşmandan koruyabilirler mi? Bu düşünülemez Çünkü halkı oluşturan herkesin kendince yorumlayacağı ve böylece bir çok parçaya bölünmüş bir planın yapı bütünlüğü tamamen bozulur ve anlaşılmaz bir hal alır. Bu yüzden de uygulanma ihtimali kalmaz.

Planlar ancak despot bir yönetici ile geniş, net ve ayrıntılı bir biçimde hazırlanabilir ve devlet mekanizmasının çeşitli bölümleri arasında dağıtılabilir. Buradan zorunlu olarak çıkan sonuç şudur ki, herhangi bir ülke için tatminkar bir hükümet şekli tektir. O da sorumluluğun bir kişinin elinde toplanmasıdır. Tavizsiz bir despotluk olmadan medeniyet olamaz. Medeniyet, kitleler tarafından değil, yöneticiler tarafından ilerleyebilir. Halk vahşidir ve eline geçen her türlü fırsatta bunu gösterir.Halk hürriyeti ele geçirdiği anda, o hürriyet en çabuk şekilde vahşetin en üst derecesi olan anarşiye dönüşür.

Özgürlüğün getirdiği hakların aşırı kullanılması sonucu, alkolden aklı karışmış, alkol yüzünden düşünme yetilerini kaybetmiş alkolik hayvanlara bakın. Bu bize göre değildir. Yahudi olmayanlar, alkol yüzünden düşünme yetilerini kaybetmişlerdir. Çocukları da klasizm ve ilk çağ ahlaksızlığı ile aralarına soktuğumuz özel ajanlarımız olan öğretmenler, hizmetçiler, zenginlerin evlerindeki mürebbiyeler, katipler ve Yahudi olmayanların sıkça gittikleri sefahat yerlerindeki kadınlarımız aracılığıyla zehirlenerek birer ahmak olarak yetiştirilmişlerdir. Bu son söylediklerimin arasına sefahat ve çürümüşlük içinde yaşayan diğerlerini gönüllü olarak takip eden ve kendilerine ‘sosyetik hanımlar’ denilen kimseleri de dahil edeceğim.

Parolamız kuvvet ve yapmacıktır. Siyasette yalnızca kuvvet, özellikle devlet adamlarının çok yararlandığı, Tanrı vergisi yeteneklerinin içindeki gizli kuvvet zafer kazanır. Taçlarının, bir takım yeni kuvvetlerin uygulayıcılarının ayakları altında ezilmesini istemeyen yönetimler için şiddet, bir ilke, kurnazlık ve yapmacık da kural olmalıdır. Bu günah, sonunda iyi olanı elde etmek için izleyebileceğimiz yegane yoldur. Bu yüzden amacımıza giden yolda bize hizmet edecekleri zaman, rüşvetçilik, düzenbazlık ve ihanet konularında hiç duraksamamalıyız. Eğer egemenliğimizi ve başkalarına boyun eğdiren gücümüzün güvenliğini temin edecekse, siyaset vasıtasıyla başkalarının mülkiyetini tereddütsüz bir şekilde nasıl ele geçireceğimizi bilmeliyiz.

Devletimiz, bu sessiz işgal yolunda ilerlerken, körü körüne itaati sağlamak için gerekli olan dehşet havasını sürdürmek konusunda, savaş korkusunun yerine, daha az dikkat çeken fakat sonuçları daha tatmin edici olan ölüm cezasını koyma hakkına sahiptir. Adil fakat merhametsiz şiddet devlet gücünün en önemli unsurudur. Yalnızca çıkarlarımız uğruna değil, aynı zamanda görevimiz gereği olduğundan ve zaferimiz için şiddet ve yapmacığa da dayanan programımızı sürdürmeliyiz.

Bu doktrin, kesinlikle kullanıldığı yöntemler kadar kuvvetlidir. Bu nedenle, o yöntemlerle olduğu kadar şiddet doktrinimizle de zafer kazanacağız ve bütün yöntemleri kendi süper yönetimimizin bir parçası haline getireceğiz. Tüm itaatsizliklerin ortadan kalkması için, merhametsiz olduğumuzu bilmek onlara yetecektir.

‘Hürriyet, eşitlik, kardeşlik’ sözcüklerini çok eski zamanlarda, halk kitleleri arasında ilk bağıranlar bizlerdik. Bu sözcükler o günlerden bu yana dünyanın her tarafında, bu yeme takılan budala papağanlar tarafından tekrar edildi. Ve bunlar sayesinde, önceki zamanlarda, halkın baskısına karşın çok iyi muhafaza edilmiş olan ‘Dünya Refahı’ ve ‘Gerçek Bireysel Özgürlük’ fikirleri her tarafa taşındı. Yahudi olmayanların, sözüm ona zeki bireyleri ve bilginleri bu sözlerin içindeki gerçek anlamı çıkaramadılar, birbirlerine olan ilişkilerindeki ve manaları arasındaki çekişmelere dikkat etmediler, doğada hiçbir şekilde eşitlik olmadığını, hiçbir şekilde özgürlük olamayacağını, doğanın bizzat kendisinin zekayı, karakteri ve yeteneği farklı yarattığını görmediler. Halk kitlelerinin kör olduğunu görmediler. Bunların arasından, yönetmek üzere seçilenler de aynı halk içinden çıktıkları için, siyaset konusunda, aynı derecede kördürler. Bu konuda yetişmiş bir kimse budala da olsa yönetebilir. Fakat yetişmemiş olan, çok zeki olsa bile politikadan hiçbir şey anlamaz. Yahudi olmayanlar bu konuların hiç birisine dikkatlerini vermediler. Bununla beraber hanedan yönetimleri her zaman bu fikirleri esas almıştır. Zira baba, siyaset ile ilgili tüm bilgilerini oğluna aktarırdı. Bu sebepten hanedan mensubu olanlardan başkası bu bilgilere ulaşamaz ve bu nedenle ihanet edemezdi. Zaman geçtikçe siyasi bilgilerin hanedan içinde aktarılması anlamını kaybetti ve bu durum davamızın başarısına yardım etti.

‘Özgürlük, eşitlik, kardeşlik’ sözcükleri, saflarımıza dünyanın her köşesinden bir çok katılım sağladı. Bayrağımızı büyük bir şevkle taşıyan tüm ordumuza ve bilinçsiz ajanlarımıza teşekkür ederiz. Bu kelimeler her zaman, Yahudi olmayanların refahını kemiren, her yerde barışa, huzura, dayanışmaya son veren ve Yahudi olmayan devletlerin tüm kurumlarını harap eden musibetler oldular. Daha sonra göreceğiniz gibi zaferimize yardımcı oldu, ülkelerini ve insanlarını bize karşı koruyan tek unsur olan Yahudi olmayan aristokrasinin tüm oluşumlarını ortadan kaldırmak için ihtiyaç duyduğumuz imkanı sağladı. Yahudi olmayanların soylarından gelen aristokrasilerin üzerine, para aristokrasisi önderliğinde kendi aydın sınıfımızın aristokrasisini kurmamızı sağladı. Büyük bilgilerimizin itici gücü olan bilgiyi ve bize tabi olan serveti bu aristokrasinin vasıfları olarak tespit ettik.

Zaferimiz, ihtiyacımız olan insanlarla ilişkilerimizde, daima insan düşüncelerinin en hassas duyguları olan para, tamahkarlık ve ihtiyaçları için duyduğu açgözlülük olguları üzerinde çalışarak daha da kolaylaştırılmıştır. Bu insani zayıflıkların her biri bireysel gelişimi felce uğratmak için yeterlidir. İnsanların eğilimlerine göre, istekleri yerine getirilerek, faaliyetlerine engel olunmuştur.

Özgürlük kavramının soyutluğu, bütün ülkelerdeki halkı, hükümetlerin, ülkenin sahipleri olan insanların kahyası olmaktan öte bir şey olmadığına ve kahyaların eski bir eldiven gibi, yenisiyle değiştirilebileceğine inandırmamızı sağladı.

Hükümetlerin değiştirilebilir olması, bize onları atama yetkisi verdiği için, hükümetleri bize tabi hale getirdi.

SONUÇ VE DEĞERLENDİRME:

Özgürlük, emperyalizmin ekmeğidir. Yani ulusalcılık akımlarını aşıla;BÖL-PARÇALA-YUT)

1.Protokolün değerlendirmesinde sadece ülkemiz açısından konuya yaklaşarak bir çıkarımda bulunacağım.

Dünya’yı İllüminati’nin ajanlarının yönlendirdiğini burada beyan etmekteler. Ve Yahudi olmayanlara istediklerini kabul ettirebilmek için kan ve göz yaşı kullanmaktan başka alternatiflerinin olmadıklarını da, çünkü kendilerine göre insanların kötülüğe gark olduklarını iddia etmekteler. İyi insanlar kolay ikna olur gerçeğini hatırlatıyorlar bu nedenle insanlara istediklerini kabul ettirmek için kan akıtmak gerektiğini vurguluyorlar. Irak’tan Yahudiler’in Babil Sürgünü’nün intikamı’nın alınmasına ikna etmektense ikiz kuleleri ortadan kaldırıp bunu İslam terörü yaptı diyerek insanların kötülük damarını harekete geçirdiler ve İslam düşmanlığı yaratarak insanları ikna etmek için 20 bin Amerikalı’nın kanına girdiler.

İnsanlar fanatik takım taraftarları gibi parti tutarlar. Küçük hırsları ve egoları onları birlik olmaktan alıkoyar. Onları sürü psikoljisi ile yani bir takım ajanların halk arasında yapacağı oyunlar ile yönlendirmek mümkündür. Bunu da çıkarları uğruna kullanacaklarını bildiriyorlar.

Aklınıza sizinde hemen Türk-Kürt sınıf çatışması geldi mi? Protokollere sahte diyenlere sesleniyorum. Prokollerin sonuçları hem bizim ülkemizde hem de diğer uluslarda yaşanmıyor mu? Sizce Yahudiler plansız programsız iş yapar mı? Elbette yapmaz. İllüminati’nin elinde bir program bir nevi yol haritası var. Onların kısa, orta ve uzun vadeli planları var. Bunu adım adım harfiyen uyguluyorlar. Ve uzun vadeli plan esasen Mısır’dan Hz. Musa’nın kavmini kurtarmasıyla başlamıştır.

Yahudi hahamı Haim Naum bakın Türkler için ne demiştir:
1. Türkleri aç bırakacağız.
2. İşsiz ve güçsüz koymak için, sınai ve zirai kalkınmasına engel               olacağız
3. Borca esir edip kendimize mahkum, mecbur ve muhtaç konuma      sokacağız
4. Dininden uzaklaştıracağız, İslami şuur ve ahlaki onurdan koparacağız
5. Bölüp parçalayarak birbirine düşman gruplara ayıracağız
6. Böldüklerimizi birbirleriyle çarpıştıracağız
7. Böylece yumuşak lokma yapıp İsrail’e vilayet yapacağız.

Yıllardır PKK terör örgütü, bir yandan Irak topraklarında ABD’nin petrol bekçiliğini sağlarken öbür yandan Kürtlerin savunuculuğunu üstlenmek suretiyle, Türk halkları ile kardeş kavim olan Kürt halklarının husumetini sağlamadı mı? Tabii ki kürt sorun ilk defa Osmanlıda baş göstermişti. İsyan eden kürt aşiretleride kripto-Yahudi idi. Bugün PKK sayesinde kökleri Osmanlı’ya dayanan ve Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde Musul’un koparılması için kullanılan kürt ayaklanmaları ve isyanları ile en nihayet psikoljik bir harp kazanmış ve Kürt ve Türk kardeş halkların bir birine düşman olmalarını sağlamıştır. Geldiğimiz noktada Kürtlere ortadoğuda bir devlet kurmak üzereler. Bu durumda ülkemizdeki kürtlerde Barzani liderliğinde kurulacak olan kürt devletine katılmak isteyecekler ve dahi illüminati ajanlarıyla buna teşvik edilerek isyan çıkaracakları kanaatindeyim. Böylece Türkleri böl, parçala yut senaryosunu 100 yıldır hiç değişmeyen bu senaryoyu uygulayacaklar.

Dünya insanları Yahudi toplumundan sayıca çok fazladır. Bu nedenle Yahudiler, Yahudi olmayanlara karşı her türlü hilenin yapılabileceğini zira kendilerinin Dünya’nın yönetimini ele geçirinceye kadar bir savaş içerisinde olduklarını vurguluyorlar.

Devrinin deccali olarak nitelendirdiğim, İngiltere  başbakanlığı da yapmış olan Winston Chirchill demiştir ki : Biz 1. Dünya savaşı sonrası Ortadoğu’da 5000 devlet kurmayı planlıyorduk. Mustafa Kemal planlarımızı 100 yıl ötelememize neden oldu.

Yahudilerin ve kurdukları gizli dünya devleti örgütü olan illüminatinin siyon protokolleri ile ilgili olarak daha öncede yazdığım bir değerlendirmeyi tekrar etmekte fayda görüyorum. Zira ülkemizde Atatürk’ün vefatının ardından geçen 1938-2017 sürecinde ülkemizin nasıl bir yıkıma uğratıldığını vurgulamak açısından önemli olduğunu  değerlendiriyorum. Sanırım isabetli olacak:

Dünya’da Lozan antlaşmasına imza atmayan tek taraf ülke ABD’dir. Yani halen daha ABD vasıtasıyla üst akıl,  milli kurtuluş savaşımızı ve Lozan Antlaşmasını içine sindirememiştir. Savaşarak yenemeceğini anladığı Türkleri de içerden sinsi oyunlarla kukla Truva atlarıyla halkı birbirine düşürmek amacıyla bunu başarmaya çalışmaktadır.

Gerçek şu ki bunun ilk adımlarını rahmetli İnönü zamanında atmaya başlamıştır. İnönü son derece dindar bir insandır. Beş vakit namaz kılar ve Atatürk’le sırf alkol aldığı için ters düşmüş ve ona muhalif olmuş hatta ona devleti içki sofralarından mı yöneteceksin diye çıkışmıştır. Böylesi bir adam nasıl oluyordu da ülkede dindarların düşmanlığını kazanıyordu? İşte belki de İnönü’nün Atatürk tarafından Başbakanlıktan alınmasının sırrı da burada gizliydi. Basiretsizlik… Zira İnönü uyguladığı baskıcı tutumu nedeniyle halkın tepkisini çekmişti lakin bu plan ABD’nin planıydı zira İnönü yeni bir kurtuluş savaşı vermekten çekiniyordu ve Rusya’nın işgal tehdidi karşında ABD’nin kucağına düşürülmüştü lakin bu planda ABD ve Rusya’nın danışıklı dövüşünden başka bir şey değildi. ABD’nin güdümüne girmek zorunda kalan İnönü üst aklın emirlerini uygulamak zorunda bırakılmıştı zira İnönü ülkesinin yeniden işgal edilmesini istemiyordu Ruslar Kars ve Ardahan’ı istiyordu ve bu nedenle bir ültimatom yollamışlardı. Oysaki sene 1945 idi ve bu tarihte Rusya, İran’ı işgal etmiş lakin buradan yenilerek geri çekilmek zorunda kalmıştı. İran’a yenilip beyaz bayrak çeken Rusya, ABD ile yaptığı gizli anlaşma ile TC’ye sözde bir ültimatom yollamıştı. Rusya’nın işgalinden korkan İnönü’de ABD’nin kucağına düşürülmüştü. Bu bir oyundu. Sonra Adnan Menderes gibi bir sebataist laik birisine sözde dini bir parti kurduruldu dini siyasete alet etmesi sağlandı ve baskıdan zulümden bıkan halk dinci saltanatla tanışmış oldu ama değişen bir şey olmamıştı zira Menderes’de bu sefer solculara ve laiklere saldırmış onları sindirmeye çalışmıştı. ABD’nin ve üst aklın planları bir bir uygulanıyordu. Zira Menderes’in son kullanma tarihi gelince baskı gören solculara Menderes’in kellesi teslim edildi. ABD bu darbeyi desteklemiyor göründü esasen TSK, ABD’nin Menderes’den desteğini çektiğini görünce meydan laiklere kalmıştı. Ancak 1960 darbesinin laik sol hareketi sonrası birden bunlar ülkede güçlenmeye başladılar ve istikrarı yakalayacaklardı ancak ülkemizde istikrar istemeyen ABD ve üst akıl sürekli ortalığı karıştırmaya devam ediyordu ve solculara alternatif bir grup ortaya çıkardı bu grup ülkücü sağcılardı. Maksat ülkede iki farklı kutup oluşturup bu zıt kutupları bir biriyle çarpıştırarak ülkenin istikrarını bozmaktı. Zaten ülkücüler 1960 sol darbesini yapan askerlerin içinden çıkmıştı. Her zaman sağcıdan solcu, solcudan sağcı yaratmak ABD ve üst akıl için sorun değildi zira her an dönmeye hazır piyonlar her zaman yedekte tutulmaktaydı, bu uğurda Yahudilerin yada sebataistlerin bile gözünün yaşına bakılmıyordu. Onları bir solcu bir sağcı yaptırıyordu gerektiğinde de ya idam ettiriyor ya da hapse tıktırıyordu. İşi bitenlerse ya idam ediliyor ya da bir faili meçhule kurban gidiyordu. Böylece ülkede sağ-sol kutuplaşması başlatıldı. Bir sağcılara solcular kırdırıldı bir solculara sağcılar kırdırıldı ve bu günlere gelindi amaç ülke güçlenmesindi. Zira haçlı savaşlarından bu yana hatta daha da eski Attilla’nın tokadından bu yana Batı ve Üst Akıl her daim Türklerin düşmanıydı ve intikam ateşiyle yanıyorlardı lakin biliyorlardı ki intikam soğuk yenen bir yemekti, bu yüzden sabırlı davranıyorlardı. Tam Sevr antlaşması ile amaçlarına ulaşacaklar dı ki hesapta olmayan bir çılgın Türk sahneye çıkmıştı. Atatürk, onların planlarını alt üst etmişti. Atatürk’den sonra bir türlü üst aklın emrine girmeyen dik başlı ikinci adam bana göre Erbakan’dır. Erbakan hükümetini düşürmek için solculara 28 Şubat postmodern darbesi yaptırıldı. Ordu böylece kullanılarak İslamcılara ABD’nin güdümüne gireceksiniz talimatı verildi. Daha sonrada solcuların yani laiklerin güçlenmesinin önüne geçmek ve ülkede istikrarı bozmak için Ergenekon komedyası tertiplendi. Lakin bu sefer de FETÖ cemaati çok güçlenecekti zira ABD hiç kimsenin ülkede güçlü hale gelmesini istemiyordu. Fetullah zaten Yahudi asıllı bir CIA ajanıydı ve üst aklın emirleri doğrultusunda güçlenen cemaatini hükümete saldırtarak yok olmasını keyifle seyretti. Formaliteden yapılan beddualarla esasen alt tabanını siyasi iktidara tamamen düşman edip artık cemaatin yok oluşuna neden olacak 15 Temmuz darbesini dikte etti. Lakin ordunun bir kısmı ile başarısız bir darbe planı olacağı öngörülmüştü, zira cemaatin polis ayağı bu darbeye destek vermedi yani bilerek verdirilmedi.  Maksat hasıl olmuştu, hem Fetullah cemaatini ateşe atıp bitirdi hem de TSK’ya CIA, Ergenekon kumpaslarından sonra ikinci darbesini vurmuş oldu.

2.protokolü’de bir sonraki yazımızda ele alacağız. Esenlikler diliyorum.

Kaynakça:

  1. Atilla Akar, Derin Dünya Devleti
  2. Sergius Nılus, Siyon liderlerinin protokolleri
  3. Hanry Ford, Beynelminel Yahudi
  4. John Coleman, 300’ler Komitesi
DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Aydınlıkevler Mahallesinde Yeni Açılan Yollar Asfaltlanıyor
Aydınlıkevler Mahallesinde Yeni Açılan Yollar Asfaltlanıyor
SAKEM Yılsonu Etkinlikleri Yarın Başlıyor ( Sanat-ı Ala )
SAKEM Yılsonu Etkinlikleri Yarın Başlıyor ( Sanat-ı Ala )