Advert
sandalye fabrikası karabük
Atatürk'ün Ölümünde Mason Parmağı
MAHFİ

Atatürk'ün Ölümünde Mason Parmağı

Bu içerik 2110 kez okundu

Atatürk Mason Localarını kapattırmıştır

İbrahim Arvas ‘Tarihi Hakikatler’ adlı anılarında şöyle anlatmaktadır:

MustafaKemal Paşa bir gün eski Adliye Vekili Mahmut Esat Bozkurt’u çağırdı,kendisine masonların taksimat,teşkilat ve ahvalini bildirir bir kitap verdi.Bunu güzelce mütalaa et, bir takrirle Halk Partisi Grup Başkanlığı’na ver,grupta bunlara şiddetli bir hücum yap; ve grupça kapanmasına delalet et.Senin de bu işte şeref payın olacaktır,dedi. Grup günü Mahmut Esad Bozkurt riyaset makamına bir takrir verdi ve takririnin okunmasını reisten rica etti. Katip takriri okudu. Grup dinledi. Hülasası şöyle idi.

Bizim çok eskiden beri gelen, atalarımızın mensubu bulunduğu tarikatları kapattık. Masonluk da kökü dışarıda bir Yahudi tarikatından başka bir şey değildir. Memleketimizde bunun ne işi var? Bunu da grup kararıyla kapatalım. Ve söz istedi, kürsüye gelerek takririni gayet veciz olarak izah etti. Meclisteki masonları bir telaştır aldı, hele sözcüleri Şükrü Kaya’yı görse idiniz, başından süt dökülmüş kediye benziyordu. Meşhur hatip Mahmud Esad Bey’e söz yetiştirebilir miydi? Şükrü Kaya ‘masonluğun bir hayır müessesi’ olduğunu kürsüde söylediği zaman grubun hemen bütün azası yüzüne karşı haykırdılar: Hayır hizmeti dediğiniz nedir, birini gösterebilir misiniz? Sen yalan söylüyorsun, in aşağı dediler. Mahmud Esad ise masonluğun kökü dışarıda bulunan, gizli memleket ve millet için muzır bir tarikat olduğunu ve her yerde umumi reislerinin, yani maşrıkı azamlarının Yahudi olduğunu birçok vesikalarla ispat etti.

Şükrü Kaya, Kazım Özalp,Mazhar Germen son çareyi Umumi Katip Recep Peker’e ilticada buldular. Ve salonda oturan Recep Peker’in etrafını sararak yalvarmaya başladılar. Gruptaki hava çok gergin idi. Heyecan son haddini bulmuş, her taraftan kapatalım sesleri yükseliyordu. O sırada Recep Peker söz istedi ve kürsüye gelerek: Arkadaşlar, çok mühim bir iş üstündeyiz, müsaade buyurun, bu işi bir defa da Devlet Reisi’ne götürelim, onunda görüşünü alalım, gelecek hafta bugün huzuruna getireceğim, dedi. Bir hafta sonra olsun, biz her halükarda bütün locaları kapatırız, dediler. Ertesi hafta Recep Peker geldi ve kürsüye çıkarak şu müjdeyi verdi:

Arkadaşlar,bugünden itibaren Türkiye’de masonluk kalmamıştır ve bütün localar kapanmıştır!

Esasen Mahmud Esad Bey’i yönlediren,mason localarının kapatılmasını sağlayınız diyen kişi perde arkasında Atatürk idi. Masonlar bu gerçeği Şükrü Kaya’nın Atatürk ile görüşmesi ile iyice kavramışlardı.

Atatürk, 1935 tarihinde Ankara’da Çankaya köşkünde doktor Mim Kemal Öke’ye hitaben, Mason cemiyetinin faaliyetini inkılaplarıma muarız gördüğüm için kapatılmasını elzem gördüm. Bu dakikadan itibaren bu cemiyeti ölmüş biliniz. Ve bir daha diriltmeye teşebbüs etmeyiniz, demişti.

Atatürk İsrail Devletinin kurulmasına da engel teşkil ediyordu

MS 70 lılında Romalılar, Kudüs’ü işgal etmişlerdi. Evlerin içlerine kadar girerek buldukları tüm Yahudiler’i de katletmişler ve hatta Babil sürgünü dönüş yeniden onarılarak 2.defa hizmete açılan Yahudiler’in kutsal tapınağı Süleyman Mabed’ini yıkmışlardı. Ancak yeniden Filistin’e dönme sevdasından asla vazgeçmemişlerdi. 1099 yılndaki 1.Haçlı seferinin amacı esasen Kudus’ü Müslümanların elinden alarak orada bir Yahudi Krallığı kurmaktı ve kısa süreliğine bu amacına ulaştılar. Selahaddin Eyyübi Hıttin savaşı ile Yahudilerin elinden bu toprakları geri almıştı. Artık 1187 tarihinden itibaren 1948 yılına kadar Yahudiler bir daha Filistin topraklarında devlet kuramadılar ama bu sevdadan da vazgeçmediler.

İşte bu yeniden İsrail devletini kurabilmek için bir 2.Dünya savaşı başlatıp oluşacak kaos ortamından faydalanarak bir oldu bittiyle İsrail’i kurmayı planlıyorlardı. Ancak şimdi olduğu gibi o dönemde de kilit ülke Türkiye idi. Ve ülkenin başında bir deli hırçın olan Atatürk bulunmaktaydı. Atatürk, İsrail’in kurulmak istendiğinin farkındaydı.

1933 yılında Türkiye’yi ziyarete gelen ABD Genel Kurmay Başkanı Mc Artur’a bizzat Atatürk tarafından ikinci dünya savaşı planları ve açılacak cepheler deşifre edilmiştir. Ve Atatürk 1935 yılında şu söylemde bulunmuştur. Ben olduğum sürece bir İsrail Devleti kurulmasına asla müsaade etmem. Gerekirse halifeliği kullanır İslam ülkelerinden karma bir ordu kurar bu girişime karşı savaşırım demiştir. Yani ikinci dünya savaşı salt Atatürk nedeniyle başlatılamamaktaydı. O’nun tarih sahnesinden silinmesi ve Türkiye’nin başına ABD’nin kontrolünde bir liderin getirilmesi gerekiyordu. Nitakim Atamız 1938’de vafatının hemen ardından 1939 yılında ikinci dünya savaşı başlatılabilmiştir.

Atatürk’ün Ölümünde Masonların Parmağı

İşte Atatürk’ün ben İsrail devletinin kurulmasına müsaade etmem demesi ve ayrıca bundan sonrada ülkemizde mason localarını kapattırması Yahudiler için bardağı taşıran son damla olmuştur.

1948 yılında Yunan Kominist Partisinin Halkın Sesi isimli gazetesinin 685.nüshasında Bulgar Yahudilerinden 33.derece mason Avram Beneraoysan şunları yazmıştır:

O (Atatürk) zannetti ki; bütün muhalif ve muarızlarını tasfiye ve bertaraf ettiği gibi masonları da tasfiyeye tabi tutmaya muvaffak olacaktır. Fakat asla! Türkiye’deki mason cemiyetinin Atatürk tarafından kapatılarak faaliyetinin durdurulduğunu Moskova’da tarihi bir yerde yoldaşlar arasında yapılan bir toplantıda işttiğim zaman, beynimden okla vurulmuş gibi sersemledim. Heyecandan şaşırmış bir halde, oradakilere şaşkınlık içinde haykırdım: ‘ O sarı lider ortadan suret-i katiyetle kaldırılacaktır!’

Atatürk’ün ani bir dönüşle mason cemiyetini kapatması bizi pek derin bir düşünceye sevk etmişti. Çünkü O, felsefemizi Türkiye’de yerleştirme imkanlarını ortadan kaldırmıştı. Bu sebeple kendisinin de ortadan kaldırılması son derece elzemdi.,

O’nun ölümü, esrarengiz olacaktır!

Mason cemiyeti Atatürk tarafından kapatıldıktan sonra, mason biraderler, cemiyet sanki kapatılmamış gibi ve Atatürk’le aralarında hiçbir itilaf yokmuş gibi vaziyet aldılar. İmkan buldukça onun her hareketini alkışladılar ve zamanla onun etrafında bir çember vücuda getirdiler ki Sarı Lider kendiliğinden bu çemberin içine girip hayatını bize teslim etti.

Doktorlarımız Atatürk’ün ölümünün ani oluşunu tehlikeli gördüklerinden ; 1937 ortalarında ismini açıklamayacağım bir doktor, bazı şhretlere dayanarak Atatürk’e ilk darbeyi sinir organlarını zaafa düşürmek suretiyle indirdi…

Yazar Hasan Demir bu konuya ilişkin şu yorumu yapmaktadır:

Adamlar,mason derneklerini kapattığı için Atatürk’ü biz öldürdük diyor. Önce vurmayı düşündük, sonra başaramamaktan korktuk, onun çevresini kuşattık, güvenini sağladık, sonrada hedefimize ulaştık diyor… Anlatılanlar hakikatse, yedi düveli yenen Atatürk, üç buçuk masonun elinde can çekişe çekişe can vermiş ve onun canını alanlardan hesap sorulmamış… Ya sonra?.. Mason dernekleri 1948 yılında İnönü’nün emri ve Celal Bayar’ın desteği ile tekrar faaliyete geçtiler. Halkevlerine devredilen mallarını da geri aldılar…

Atatürk Kasıtlı Yanlış Tedavi Yöntemleriyle Zehirlenmiştir

Geçen seneki 10 Kasım yıldönümünde bahsetmiştik. Konunun perde arkasını yazdığımız bu yazıda ise Atamızın zehirlenmesini kısaca tekrar edelim:

Yukarıda mason Yahudi ne demişti,1937 yılında O’na ilk ağır darbeyi indirdik! Yazar Ogün Deli, Atatürk Nasıl Öldürüldü adlı kitabında şunları belirtmektedir:

1937 senesinde Atatürk vücudunun muhtelif yerlerindeki, bilhassa ayaklarındaki kaşıntıdan dolayı şikayetçiydi. Ankara Numune Hastanesi Deri Hastalıkları Uzmanı, İtalyan asıllı ünlü Alman Prof. Dr. Marcchionini tarafından tedavi edilmiş. Fakat sonuç alınamayınca Bursa Yalova Kaplıcalarında bir kür önermiştir. İşte bu sebepten dolayı Atatürk 1938 Ocak ayında Yalova’ya gelecektir.

Atatürk’ün hastalığına bir türlü teşhis konulamazken en sonunda kaşıntılara karşı tedavi olmak için gittiği Bursa Yalova Termal Kaplıcalarında buranın doktoru ve müdürü olan Dr. Nihat Berger tarafından Atatürk’ün tedavisine dair ilk teşhis konulmuştur. Buna göre, Atatürk’ün hastalığı karaciğer büyümesi ve sertleşmesi, yani sirozdur. Bu teşhis daha sonra buraya çağrılan daimi doktoru, Neşet İrdelp tarafından da kabul edilir.

Atatürk’ün bu andan itibaren cildinde bozulmalar başlar. Atamız özel kremler kullanarak rahatsızlığını saklamaya çalışır. Tedavi sürecinde iyileşeceği yerde rahatsızlığı giderek artar. Söylentilere göre bu yabancı doktorlar, Atatürk’e serumlar halinde saf rakı enjekte etmiştir. Zaten alkol alan Atamızın, siroz olması pek dikkat çekmeyeceği düşünülür. Damardan enjekte edildiği iddia edilen saf rakı ile hızlıca siroz olmasının sağlandığı belirtilir.

Ayrıca hastalığın tedavisinde daha o dönem Avrupa’da bile kullanılması yasak olan civalı diütretik kullanılır. Bu ilaç karnında su toplanması olan hastalar için kullanılmakta ama içerisinde civa gibi zehirli bir madde bulunduğundan yan etkisi ölümle sonuçlanan vakalar olduğu bilinmektedir. Ayrıca Dr. Neşet Ömer İrdelp, karaciğer yetersizliğinden dolayı Atatürk’ün bu zehirli tedaviye dayanamayacağı belirtilir. Ancak sebataist mason doktorların amacı da zaten budur. Civalı diütretik verilmesi yanında birde karında su (asit) birikmesi de meydana gelir. Normal tedavi dışında farklı bir şekilde karından su alındığı söylenmektedir. Bu işi yapan kiş ise Mim Kemal Öke’dir ve Dr. Kemak Öke, normal şartlarda bu işi yapmadığını durumun riskli olduğunu belirterek sorumluluğu başından atmak ister.

Bu tedaviler esnasında, Beni Türk hekimlerine emanet ediniz dediği söylenir. Yani Atamız bu sözü Tük hekimlerine yönelik genel bir övgü olarak söylememiştir, tam tersi Avrupa’lı doktorların O’nu hasta ettiğini anlamış olduğundan bu doktorlara tedavi olmak istemediği için bu sözü söylemiştir.

Yani anlayacağınız üzere Atamız zehirlenmiştir.

Atatürk’ün otopsisinin yapılmasına doktorlar mecliste mani olmuşlardır

Yedikleri halt, ortaya çıkmasın diye doktorlar vekillere Atamızın naaşının kesilip-biçilmemesi bahanesi arkasına sığınarak otopsi yapılmasına engel olmuşlardır.

Sonuç Ve Değerlendirme:

Atatürk’ün temelde iki rahatsızlığı vardı. Bunlar sıtma ve böbrek rahatsızlığı idi. Ülkemizde pek çok insan alkol almasına rağmen siroz vakalarına pek rastlanmamaktadır. Yukarıda aktardığımız bilgiler ışığında rahatlıkla söyleyebiliriz ik Atamızın alkol tüketimine bağlı bir siroz rahatsızlığı geçirdiğini söylemek pek de akla mantıklı gelmemektedir. Atamızın süikaste uğradığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Alkol aldığı için siroz olması dikkati çekmeyecekti. Basit ve sıradan rahatsızlıklarının tedavisi esnasında vücuduna saf alkol enjekte edilerek kısa sürede siroz olması sağlanmıştır. Siroz yapıldıktan sonra da kasıtlı olarak civalı tedaviler uygulanarak zehirlenmesi amaçlanmıştır. Karnından su çekilmesi esnasında da vücuttan alınan asit, Atamızın direncini ve bağışıklık sistemini adeta çökertmiştir. Kısaca Atamız Siyonist mihraklarca 2 yıllık bir süreç içerisinde yavaş yavaş doktorlar tarafından öldürtülmüş, üstelik otopsi yapılması da engellenerek niçin öldüğünün bilinmemesi istenmiştir.

Yazıma son vermeden evvel 80’li yıllarda ilkokuldayken Atamızı andığımız özel günlerde okuduğumuz bir şiiri sizlere hatırlatmak istiyorum:

Şiir her türk çocuğunun ezbere bildiği hüzünlü bir şiirdir. Hoştur. Şöyledir:

"Saat dokuzu beş geçe
Atam Dolmabahçe de
Gözlerini kapadı,bütün dünya ağladı
Doktor Doktor Kalksana Lambaları yaksana
Atam Elden Gidiyor
Çaresine baksana

Uzun uzun kavaklar
Dökülüyor yapraklar
Ben atama Doymadım
Doysun kara topraklar

Müze Müzeye bakar
Müzenin içinde Atam yatar
Atamın Çocukları
Atama Selam çakar"

Esen Kalın…

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Mustafa Kemalin Askerleri     2017-11-14 Bizler takım tutar gibi fanatiklik içerisinde işin aslını araştırmadan konuşmayı çok severiz. Birisi de tarihi kanıtları belgelerle ortaya serince de apışıp kalırız. Tuttuğumuz takımın lehine penaltı verilince kimse hakeme yanlış yaptın demez. Aynen bunun gibi mensubu olduğumuz klubün hataları ve yanlışları da görmezden gelinsin isteriz. Sorgulamayan ve araştırmayan sürüler haline geldiğimiz için de bize dayatılan bilgileri mutlak doğru zannederiz. İsa ne diyor: Gerçek bilgi seni özgür kılacak
önder     2017-11-11 bu kadar uyduruk deli saçmasını ancak kara cahil halk yer. Adam oturuyor sanki tarih araştırması yapmış gibi isimler ve tarihler de karıştırarak kuru sıkı uydurmaca hikayeler sallıyor. Ayıp utanma da yok artık
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Parti Adının Kısaltmasını Bilmiyor Ama Aday Adayı Olmuş!
Parti Adının Kısaltmasını Bilmiyor Ama Aday Adayı Olmuş!
500 Kişi Okuma Yazma Sertifikası Aldı
500 Kişi Okuma Yazma Sertifikası Aldı