Advert
sandalye fabrikası karabük
İllüminati'nin Ölüm Tohumları
MAHFİ

İllüminati'nin Ölüm Tohumları

Bu içerik 1289 kez okundu

'YİYECEĞİ KONTROL EDERSEN İNSANLARI KONTROL EDERSİN.’
                                                 Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissenger

Alman asıllı ABD’li gazeteciden ürkütücü iddia: Kıyamet deposunda ölüm tohumları!

“Kıyamet Tohum Deposu” Olarak Bilinen, Norveç’in Kuzeyindeki Bir Adaya Kurulan “Svalbard Küresel Tohum Deposu” Hangi Kıyameti Bekliyor?

“Svalbard dünyayı ele geçirme planının bir parçasıdır”

Alman asıllı Amerikalı araştırmacı-gazeteci F. William Engdahl, tarım sektörünü elinde tutan GDO devlerinin bizim bilmediğimiz bir şeyler bildiklerini iddia ediyor. Svalbard hariç dünyadaki diğer tohum depolarını bekleyen kıyamet nedir? Esas amaç ari üstün ırk yaratmak mı yoksa istenmeyen ırkları yiyeceklerle kısırlaştırmak mı?

2008 yılının Mart ayında, Norveç’in kuzeyindeki Spitsbergen adasında “Svalbard Küresel Tohum Deposu” adı verilen bir ambar kuruldu. Donmuş bir dağın 130 metre altına inşa edilen ambarda şu anda dünyanın dört bir yanından yaklaşık 3 milyon farklı tohum özel ambalajlarda saklanıyor.

Kuzey Kutbu’na 1100 kilometre uzaklıkta olan buzdağı ambarında bazı dayanıklı tohumlar 1000 yıl kadar bozulmadan kalabilecek. Her türlü nükleer saldırıya, patlamaya ve depreme dayanıklı olan bu tohum deposuna ‘kıyamet tohum deposu’ da deniyor. Dünya üzerindeki tüm tohum çeşitlerini bir araya getirmeyi hedefleyen ambarın amacı, gelecekte dünyanın başına gelebilecek nükleer savaş, meteor düşmesi veya iklim değişimi gibi bir felaket durumunda, tohum çeşitliliğinin korunmasını sağlamak.

Buraya kadar her şey gayet iyi niyetli görünüyor. Ancak Alman asıllı Amerikalı araştırmacı-gazeteci F. William Engdahl’ın bu proje ile ilgili dehşet verici şüpheleri var. Engdahl, tarım sektörünü ellerinde tutan GDO (genetiği değiştirilmiş organizma) devlerinin bizim bilmediğimiz bir şeyler bildiklerini düşünüyor.

Spitsbergen’in buzlaşmış kayalıklarının altında ‘dünyayı ekonomik ve genetik olarak ele geçirme’ planlarının yattığını iddia eden Engdahl, teorisini ambar projesi finansörlerinin kimlikleri ve geçmişleri hakkında ayrıntılı hatırlatmalar yaparak ispatlıyor.

İlk baskısı 2007’de yapılan, Nisan 2009’da Türkçeye çevrilen “Ölüm Tohumları/ Kalıtımın Değiştirilmesinin Arkasındaki Karanlık Oyunlar’ adlı kitabın da yazarı olan Engdahl ile ‘kıyamet muhafızları’ dediği finansörlerin kimlikleri, neler yaptıkları ve Svalbard Küresel Tohum Deposu üzerindeki hedefleri hakkında konuştuk.

Kıyamet muhafızları

Svalbard Küresel Tohum Deposunun finansörleri kimler?

-Öncelikle, bu ambarın Global Crop Diversity Trust (GCDT- Küresel Hasat Çeşitliliği Örgütü) aracılığıyla işletildiğini söylemeliyim. Nisan 2009 rakamlarına göre 123 milyon dolarlık bir finansmanları var. Roma’da kurulan bu örgütün başında Kanadalı Margaret Catley-Carlson bulunuyor. 1998’e dek NewYork merkezli Nüfus Konseyi’nin de (Population Council) başkanıydı. Bu konsey John D. Rockefeller’ın nüfus populasyonunu düşürmek amacıyla 1952’de kurduğu, aile planlaması adı altında gelişmekte olan ülkelerde kısırlaştırma çalışmaları yürüten bir konsey.

Diğer GCDT üyeleri arasında Hollywood DreamWorks Animation’a başkanlık eden Lewis Coleman da var. Coleman ABD’nin en büyük Pentagon anlaşmalı askeri endüstri şirketi olan Northrup Grumman Corporation’ın da kurul başkanıydı. Örgütün finansörleri ise; geçen yıl şirketin aktif yönetiminden çekilerek kurduğu Bill-Melinda Gates Vakfı aracılığıyla kendini Asya ve Afrika’daki çiftçilere yardıma adayacağını beyan eden Microsoft’un kurucusu Bill Gates! Dünyanın en büyük patentli GDO tohum ve tarım kimyasalları devi ABD’li DuPont/Pioneer Hi-Bred!

Yine bir ABD’li GDO devi Monsanto! İsviçre menşeli GDO tohum ve tarım kimyasalları şirketi Syngenta! 1970’lerde 100 milyon dolarlık bir kaynakla ‘Yeşil Devrim’ diye bilinen tohumda gen devrimini başlatan ve tarımsal değişim ile ideal genetik saflığı sağlama çalışmalarını yürütmek üzere dünyanın en büyük vakıflarından birini kuran petrol devi Rockefeller! ABD, İngiltere, Norveç, Almanya, İsviçre ve Kanada’dan da devlet fonları aktarılıyor.

Yani özetle, GDO (genetiği değiştirilmiş organizma) tohumları az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere yayarak tarlalardan orijinal tohumların kökünü kazıyan şirketler, şimdi dünya üzerindeki tüm orijinal tohumları olası bir kıyamet günü için kutuplarda buzdan bir adaya saklıyor. Dünyanın pek çok ülkesinde ‘zaten var olan’ tohum depolarına ne gibi bir felaket gelecektir ki, Svalbard’a muhtaç kalınacaktır?

Ebu Garib tohumları nerede?

Nükleer savaş, iklim değişimi veya meteor düşmesinin dışında bir felaketten mi söz ediyorsunuz?

Evet, planlı bir felaketten söz ediyorum. Bunu anlamak için yalnızca 2003 Amerikan bombardımanından sonraki Irak’a bakmak yeterli. Irak medeniyetlerin beşiği ve binlerce yıl önce buğday tarımının doğduğu yerdir.

Ebu Garib’de yüzlerce yılda geliştirilen buğday tohumu çeşitlerinin yer aldığı bir tohum bankası bulunuyordu. Amerikan bombardımanından sonra tohum mahzeni tarihe karıştı. Artık kimse o tohumların nerede olduğunu bilmiyor. Düşünün, dünyadaki tüm tohum çeşitleri NATO destekli Svalbard’da bir araya getirilip kontrol altına alındığında, dünyadaki diğer paha biçilmez tohum bankalarını savaşlar ve terörist eylemler ile yok etmek çok kolay olacak!

Sonrasında da Monsanto ve DuPont gibi devler kendi GDO tohumlarını tüm dünya çiftçilerine tekelden sunabilecekler. Yani tüm tohum çeşitlerini ele geçirdikten sonra dünyanın diğer tohum bankalarını, tekel oluşturabilmek amacıyla yok edebilirler.

‘Ari ırk yaratma Projesi’

Peki tekel olma arzusunun temelinde yatan tek sebep ekonomik mi?

-Hayır, bunu açıklamak için önce kıyamet muhafızlarının kimliklerinden ve geçmişte neler yaptıklarından biraz söz edelim. Rockefeller 1971’de Uluslararası Tarım Araştırmalarında Küresel Danışmanlık Gurubu olan CGIAR’ı kurdu. CGIAR, üçüncü dünya ülkelerinin bilim adamlarının ve agronomistlerinin (tarım uzmanı) ‘modern tarım ürünü’ kavramlarında uzmanlaşmaları ve ABD’de öğrendiklerini ülkelerine götürmeleri ile yakından ilgilendi. GDO’lu ‘Gen Devrimi’nin yaygınlaşması için paha biçilmez bir etki şebekesi oluşturdular.

CGIAR, daha etkin olabilmek için BM Gıda ve Tarım Örgütünü (FAO), BM İlerleme Programı’nı ve Dünya Bankası’nı da işin içine dahil etti. Böylelikle Rockefeller Vakfı 1970’lerden itibaren küresel tarım politikalarını şekillendirebilecek konuma geldi. Ve başardı. CGIAR aslında Rockefeller ailesinin on yıllar süren bir planının parçasıydı. Bu plan ‘Proje’ olarak adlandırılan, üstün ırk yaratma planıydı.

(Üstün  beyaz tenli mavi gözlü Yahudi ırkı yaratma projesiydi.)

“Rockefeller Hitler’in de finansörüydü”

Üstün ırk yaratma projesi tam olarak nasıl bir şey?

-Rockefeller Vakfı’nın ve zengin finans kurumlarının 1920’lerden beri genetik olarak üstün ırk yaratmayı meşrulaştırmak için kullandıkları öjenik bilimi daha sonradan genetik mühendisliği olarak değiştirilmiştir. Hitler ve Naziler buna ari üstün ırk diyorlardı. Hitler’in öjenik çalışmaları da bugün Svalbard’a milyonlarca dolar akıtan Rockefeller Vakfı tarafından finanse edilmişti. Rockefeller Vakfı Third Reich’s Kaiser Wilhelm Institutes’nün ari ırk öjenik çalışmalarını finanse ediyordu. 2. Dünya Savaşı’nda Amerika resmi olarak savaşa Hitler Almanyasının karşısında olarak girerken, Rockefeller Standard Oil Group, illegal olarak Alman Luftwaffe ve Wehrmacht birliklerine petrol nakline devam etti. Bununla ilgili Amerika senato araştırması da yapıldı.

Rockefeller Vakfı insanı ‘gen dizilimlerine’ indirgemeye çalışan sözde moleküler biyoloji bilimini yaratmıştı ve sonunda insan özelliklerini istenilen şekilde değiştirmeyi amaçlıyorlardı. Hitler’in öjenikçi bilim adamları 2. Dünya Savaşı’ndan sonra sessiz sedasız ABD’ye götürülmüş ve çeşitli yaşam formlarının genetik olarak tasarlanması konusunda ilk adımları atmışlardır.

Gıdalar ile negatif öjenik

Amaç tarım yani gıdalar üzerinden üstün ırk yaratmak mı?

-Aslında daha da kötüsü. Rockefeller, Carnegie, Harriman ve diğer zengin elit aileler tarafından fonlanan öjenik (üstün ırk yaratma) lobisinin 1920’den beri biricik amacı ‘negatif öjenik’tir. ‘Negatif Öjenik’ istenmeyen soyların sistemli bir şekilde yok edilmesidir.

Aile Planlaması Enternasyonal’in kurucusu, koyu öjenikçi ve Rockefeller ailesinin yakın dostu Margaret Sanger 1939’da Harlem’de ‘Negro (Zenci) Projesi’ adı altında bir proje başlattı. Bu projenin ne olduğunu bir arkadaşına yazdığı mektupta açıkça dile getiriyordu: “Negro (Zenci) nüfusu ortadan kaldırmak istiyoruz”

20 yıllık kısırlaştırma projesi

Negatif öjenik bir kısırlaştırma projesi mi?

-Örnekler üzerinden gidelim. Küçük bir Kaliforniya biyoteknoloji şirketi olan Epicyte, yendiği takdirde erkeği kısırlaştıran bir mısırı genetik mühendisliği marifetiyle geliştirdiklerin açıkladı. Epicyte, Svalbard’ın iki sponsoru olan DuPont ve Syngenta ile teknolojilerini yaymak için ortaklık kurmuştu. Çok ilginçtir ki Epicyte, genetiği değiştirilmiş sperm öldürücülü mısırı ABD Tarım Bakanlığından (USDA) aldığı araştırma fonuyla geliştirmişti.

Bir başka örnek; 1990’larda BM Dünya Sağlık Örgütü Nikaragua, Meksika ve Filipinler’de 15 ila 45 yaşları arasındaki milyonlarca kadının tetanoza karşı aşılanması için bir kampanya başlattı. Erkekler de tetanoz olabilirdi ama aşı erkeklere yapılmadı. Bu şüphe uyandırıcı durumdan ötürü Katolik bir kilise organizasyonu olan Comite Pro Vida de Mexico (Meksika Yaşam Komitesi) aşıları test ettirdi.

Test sonuçları gösterdi ki Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) yalnızca çocuk doğuracak yaştaki kadınlara dağıttığı aşıların Chorionic Gonadotrophin (hCG) içerdiği ortaya çıktı. Doğal bir hormon olan hCG, tetanoz toksoid taşıyıcılarıyla ile birleştiğinde kadınların hamile kalmasını engelleyen antikorları üretiyordu. Daha sonradan ortaya çıktı ki Rockefeller Vakfı, Rockefeller Nüfus Konseyi, Dünya Bankası ve ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) için tetanoz taşıyıcılı bir kısırlaştırma aşısı üretmek için 1972’de 20 yıllık bir proje başlatmışlardı. Ayrıca Svalbard Kıyamet Tohum deposunu ev sahibi Norveç hükümeti kısırlaştırıcı aşının üretilmesi için 41 milyon dolar bağış yapmıştı!

Hibrid tohumlarla tekel tuzağı

Rockefeller’in gelişmekte olan ülkelerde yürütmüş olduğu ve hala devam eden Yeşil Devrim çalışmalarına da bu açıdan bakınca korkunç görünüyor…

– Rockefeller Vakfı 1946’da Nelson Rockfeller ile Pioneer Tohum Şirketi kurucusu Henry Wallace’ın Meksika’ya yaptıkları bir geziden sonra sadece adı yeşil olan Yeşil Devrimi başlattı.

Neydi Yeşil Devrim? 60’larda Rockefeller’in çalıştığı Meksika, Hindistan gibi ülkelerde daha çok ürün veren ıslah edilmiş tohum çeşitleriyle açlık sorununu büyük ölçüde çözmeyi vaat ediyordu. Yıllar sonra, Yeşil Devrim’in aslında Rockefeller ailesinin ileride tekelleştirebilecekleri bir tarım işi geliştirme planı olduğu ortaya çıktı; tıpkı yarım yüzyıl önce petrol endüstrisi işinde yaptıkları gibi.

Nasıl tekelleştiler?

-Yeşil Devrim gelişmekte olan piyasalarda yeni hibrid tohumların üretilmesine dayanıyordu. Hibrid tohumlar üreyemedikleri için çiftçilerin her sene tohum alması gerekiyordu. Hibrid tohum patentlerinin DuPont/Pioneer Hi-Bred’in ve Monsanto’nun başını çektiği bir avuç dev tohum şirketinin elinde toplanması daha sonra GDO’lu tohum darbesi için yolu açtı.

Hibrid tohumlar ve bu tohumların ihtiyaç duyduğu kimyasal gübreler, çiftçileri tarım ve petro kimya şirketlerine bağımlı hale getiriyordu. Bu gübreler Rockefeller kontrolündeki büyük petrol şirketlerinin ürünüydü. Ot ve böcek ilaçları da petrol ve kimya devleri için ek pazarlar oluşturuyordu. Yeşil devrim aslında bir ‘kimyasal darbeydi’. Gelişmekte olan ülkelerin yüksek miktardaki gübre ve ilaç girdisini finanse etmeleri mümkün değildi. Bu nedenle Dünya Bankası’ndan kredi notu alarak ve ABD hükümetinin garantisi altındaki Chase Bank ve diğer New York bankaları aracılığıyla özel borçlar aldılar.

Sonuç?

-Bankalara ve tefecilere borçlanan çiftçiler genellikle topraklarını kaybettiler. İş aramak için şehirlere göç ettiler; fabrikaların ucuz işçi açığı da kapanmış oldu.

Peki ya bugün?

-Bugün de Gates ve Rockefeller Afrika’da Yeşil Devrim adı altında bir projeye daha milyonlar yatırıyor. Amaç yine GDO tohumların ve kimyasalların yaygınlaştırılması. Bunun için pek çok teşvik ve kampanyalara başvuruyorlar.

Patentli biyolojik silah

Büyük bir tekelleşme tehdidiyle karşı karşıyayız…

-Amaçları tüm tohumları patentlemek ki kendilerinden izinsiz kullanılamasın. Sonra küçük çiftçileri adım adım lisans parası ödemeye mahkum edecekler, ödemeyenlere de patent ihlalinden ceza verilecek. Plan işlerse tüm dünya birkaç tohum devinin kölesi olacak.

Washington’dan gelen emirler doğrultusunda Washington’un siyasetlerine karşı olan üçüncü dünya ülkelerine tohum vermeme olasılığı için de kapıyı aralayacaktır bu. Ayrıca pirinç, mısır, buğday ve soya gibi dünyanın temel gıda üretimi için patentli tohumların üretimi korkunç bir biyolojik silah olarak da kullanılabilir. Genetik müdahalelerle öldürücü gıdalara çevrilebilirler.

F. William Engdahl kimdir?

1944 yılında ABD’nin Minneapolis eyaletinde doğan Engdahl, Princeton Üniversitesi’nde hukuk, Stockholm Üniversitesi’nde de ekonomi okudu. İlk kitabı dünya petrol politikaları hakkında yazdığı ‘Savaş Yüzyılı’ oldu. Serbest gazeteci olarak makaleler yazan Engdahl, Almanya’da yaşıyor.

kaynak: https://sonmucid.wordpress.com/2010/04/21/alman-asilli-abdli-gazeteciden-urkutucu-iddia/

İngiliz yazar David Icke ise bu konuda şunları aktarmaktadır:

‘Genetiği oynanmış gıda, insanları genetik olarak yok etme amaçlıdır’

ABD’de GDO dayatıldıktan dokuz yıl sonra, çeşitli kronik hastalıklar baş göstermiş. 1997-2002 yılları arasında hastanelerin acil servislerinin alerji bölümleri, gıda alerjisi tanılarıyla dolup taşmış. Özellikle de çocuklarda bu sayı iyice yükselmiş. Ayrıca astım, otizm, obezite, diyabet, sindirim bozukluğu ve belirli kanser vakalarında da yükselme olmuş.

Müthiş bir aldatma planı var ve hedef insanların sağlığı…

Bir illüminati kuruluşu olan Monsantro bu işle uğraşıyor yani GDO üretiyor. Birde üstelik ABD’de Monsantro tarafından üretilen GDO’lu ürünlerin yararları hakkında bazı gruplar tavsiyelerde bulunuyor.

Bilim adamlarının, tohumun hangi koşullarda geliştiği veya gelişmediğine dair test yapmaları yasak. GDO’lu tahılların çevrede, hayvanlarda ve insanlardaki beklenmedik yan etkilerini incelemek yasak.

İllüminati, küçük ölçekli çiftçilik sistemini yok ediyor, çünkü insanların kendi yetiştirdikleri güvenli gıdayı tüketmelerini istemiyorlar. Amaç, GDO ile birlikte organik tarımı yok etmek.

Bunlar uzun bir zaman diliminde planlanmış. Güvenli gıdaya ‘güvenli değil’ deyip, insan sağlığına her yönüyle zararlı, genetiği ile oynanmış gıdalar dayatılıyor. Genetiği ile oynanmış patates verilen farelerin barsak ve midelerinde kanser hücreleri oluşmuş, beyinleri, karaciğer ve üreme organları küçük kalmış, bağışıklık sistemleri tahrip olmuştu.

Yani GDO bağışıklık sistemini felç etmektedir. Böylece hastalıklara karşı dirençsiz olmaktayız ve kansere yakalanma riskimiz de artmaktadır.

Genetiği oynanmış DNA bedene geçiyor ve insan DNA’sını derinden etkiliyor, gen fonksiyonlarına etki yapıyor. Batıda genel olarak GDO ile ilgili gerçekleri açıklayanlar işten atılıyor, mahkemelere veriliyor ve aileleri tehdit ediliyor.

David Icke açıklamalarını şöyle sürdürüyor:

Bu arada, kısırlığın da insan vücuduna yönelik kimyasal ve genetik saldırıların yapıldığı, tam da nüfusu azaltma planlarının yürürlükte olduğu ve bu zamanlarda ne kadar artmış olduğunun farkında mısınız? Büyük BiyoTek’in kukla kadın ve adamları her yerde. Ocak 2010’da, Londra İmparatorluk Üniversitesinde Gelişim pröfesörü ve eski İngiliz Hükümet Danışmanlarından Gordon Consway, organik çiftlik sahiplerine, genetiği ile oynanmış gıdaları kucaklamalarını söylemiştir. Conway denilen profesör, Rockefeller Vakfı’nın eski başkanıdır.

Monsanto gibi BiyoTek devleri tohum çeşitlerini yok ediyor, gerisini de özel kullanımları için patentliyor.

Bir illüminati cephesi üyeyiyseniz, ne isterseniz yapabilirsiniz. 2009’da Bloomberg dünyanın en büyük tohum üreticisi olan Monsanto’nun, yeni  ‘genetiği ile oynanmış tohumlar’ın fiyatını %42 oranında arttıracağını rapor etti, sürekli olarak fiyatları arttırarak küçük üreticileri ve çiftçileri yok olacak noktaya getirmeyi amaçlamaktadırlar. Böylelikle illüminati şirketleri, özellikle de Monsanto, bütün dünyanın gıda üretimini elinde tutacak.

İşte bu nedenle organik gıda yetiştiren çiftçilere gittikçe dozu artan bir saldırı var, çünkü amaçları, düzgün gıdayı engelleyip kendi tekellerine almak. Bu faaliyetlerin arkasındaki malum grup, GDO’lu gıdaları Afrika başta olmak üzere bütün dünyaya dayatıyorlar. Rockefeller vakfı, ilk yeşil devrim hareketini 1960’ta Afrika’da ve Latin Amerika’da başlattı, çünkü gıda üretimini daha iyi kontrolleri altında tutmayı amaçlıyorlardı. Daha sonra ise Bill ve Milenda Gates Vakfı ile birlikte Afrika’daki Yeşil Devrim için işbirliğine giriştiler. Afrika’nın gıda kaynaklarını ele geçirme planları Washington DC’de yerleşik ‘Gelecek için Kaynaklar’ adlı bir ‘think tank’ tarafından destekleniyor.  Obama da aynı tayfanın içinde yer alıyor. ( Şimdiki ABD Başkanı da İllimünati kuklasıdır, yazar notu)

Kaynak: David Icke, İnsanlık Ayağa Kalk,Destek Yayınları

SONUÇ VE DEĞERLENDİRME:

İllüminati’nin dünyaya dayatmış olduğu GDO’lu ölüm tohumlarından ne yazık ki ülkemiz de nasibini almış durumdadır. Başta domates olmak üzere pek çok meyve-sebze tohumu üretimi ülkemizde yapılamamaktadır.

Bizler tohumlarımızı zamanında koruyamadık ve bilmeden İsrail’den aldığımız tohumların baktık ki çekirdeğinden tohum üretilemiyor.

Yahu ne oluyor demeye kalmadan ülkemizde tohum üretimi bitirilmeye başlandı. İllüminati labratuvarları, genetiği ile oynayarak bir tohumdan üretilen meyve-sebze’lerin çekirdeklerinden yeniden ürün alınamaz şekilde GDO’lu tohum üretmeyi başarmıştır.

Böylece illüminati ve Yahudiler dünya tohum piyasasında giderek tekel olmaya başlamışlardır.

Çocukluğumuzda yediğimiz organik domatesin , organik karpuzun tadını özlemeye başlamıştık.

Hemen buna da bir çözüm buldular. Baktılar ki GDO’lu tohumlardan üretilen ürünlerin tadı tuzu yok, bunları da tadlandırdılar.

Önceleri kabak tadında karpuz, erik tadında domates yiyorduk. Yediğimiz gıdalarda farklı ürünlerin tadı vardı. Toplumsal bir infial oluşmadan evvel hemen bu konuya da çare buldular ve GDO teknolojisini geliştirerek orijinal tadlarına yakın ürün veren tohumlar geliştirmeyi de başardılar.

Amaç 2050 yılına kadar dünya nüfusunu 1 milyon seviyesinin de altına düşürmek. Bazı kaynaklarda 300 Bin ila 500 Bin arası bir dünya nüfusu hedeflendiğinden bile bahsedilmektedir. İnsan buna inanmak istemiyor.

Zira bir avuç Yahudinin dünyaya hükmedebilmesinin tek şartı nüfusun kırılması ve çok büyük sosyal ve siyasal kaos yaratılması ile mümkün olabilir. Bu büyük kaos ortamını da bana göre 3.Dünya savaşı sağlayabilir. Bir yandan savaşın yıkıcı etkisi diğer yandan bu savaşın neden olacağı açlık ve sosyal çöküntü birde zaten devletsel anlamda yok olma noktasına gelmiş bir Orta Doğu, İsrail’in süper güç olması için büyük bir fırsat olacaktır.

Bunları benim palavra sıktığımı falan düşünmeyin. Bu nedenle yukarıda alıntılarla kendimden bir şey katmadan illüminati araştırmacılarının değerlendirmelerini sizlere sundum, konuyu size aktardım. Sanırım sizde biraz benim gibi afallamışsınızdır.

Evet, şaka değil.

Şu anda 8 milyara yaklaşan dünya nüfusunu 1 milyar değil evet sadece ve sadece 1 milyonun altına indirgemeyi hedeflemektedirler.

Hollanda prensi Bernhard, yeniden dünyaya gelsem,  ölümcül bir virüs olmayı ve insanlığı yok etmeyi amaçlardım diyor.

İllüminatinin amaçlarını yavaş yavaş kavramaktayız.

Evet, amaçları insanlığa düşmanlık. Hristiyanlıkla köprüyü geçinceye kadar geçici bir ortaklık kuran orijinal safkan Yahudi örgütlenmesi olan illüminatinin 12 elit ailesi, onlarla işleri bittiği zaman ilk olarak Hristiyanlığı da yeryüzünde bitirecekler.

Ama en büyük düşman İslam onlar için ve bu düşmanla mücadele için şimdilik Hristiyanlarla işbirliğine ihtiyaçları var. İşleri bitince de Hristiyanlığı yeryüzünden silmeyi düşünmekteler.

Dünyayı daha rahat yönetebilmek için nüfusu çok ciddi oranlarda azaltmayı düşünmekteler. Bu planın bir parçası da GDO’lu tohumlardır. Bir yandan bu GDO’lu yeniden üremeyen tohumlar sayesinde gıdayı tekellerine alarak dünyaya hükmedebilecekler diğer yandan da GDO’lu gıdalar sayesinde insan ömrünü azaltarak 2050 yılına değin bir süreçte yapay hastalıkların da yardımıyla dünya nüfusu azaltacaklar.

Esasen hangi taşın altına baksanız bir Yahudi çıkacaktır. Bu manada Hristiyanlar, insanlık için ehvenüş-şer’dir. Yani Hristiyanlığın derdi Müslümanlardır doğru ama onlar insan ırkına düşman değillerdir ama illüminatinin çekirdek kadrosunu oluşturan safkan Yahudi ailelerine insan bile demeye milyar kere trilyon şahit gerek. Zira bu safkan Yahudi aileleler cinlerin insan silüetine bürünmüş hali gibidirler ve insan ırkının da düşmanıdırlar. Hatta bence gibidirler ifadesi bile yetersiz kalır. Ki bunu David Icke de iddia etmektedir.

Bu nedenle insan ırkını yok etmek için en uygun yöntem, insanın bağışıklık sistemini felç eden GDO’lu gıdalardır.

Zira GDO ile bağışıklık sistemi felç edilmiş insanlığa yapay olarak labarotuvar ortamında üretilmiş bir hastalık örneğin havadan uçaklarla atmosfere yayıldığında toplu katliam riski almadan topyekün insanlığın ölümüne yol açılabilir.

Dünya’da üçyüz-beşyüz safkan Yahudi olacak ve bunlara hizmet eden 300 bin ila 500 bin arası goyim dedikleri köle insanlar bırakılacak…Hesapları bu yönde…

Ellerindeki kaynakların insan ırkı yüzünden çok çabuk tükeneceğini ve dünyanın sadece kendilerine ait olduğunu zanneden bencil safkan Yahudi ırkı, bu nedenle insan ırkının sadece kendilerine köle olarak hizmet edebileceği bir sayı kadarının yeterli olduğunu ve geri kalan insanlığın gereksiz olduğunu düşünmektedirler.

Maalesef  Hristiyanlar, Türklerin mücadelesinin esasen insan ırkını da korumaya yönelik olduğunu ve dünyanın herkese yetebileceğini, barış ve huzur dolu bir ortam olarak sağlanabilmesi için Hristiyan ve Müslümanların, Yahudilere karşı işbirliği içinde olmaları gerektiğinin farkında değildirler. Anlayacakları zaman her şey çok geç olabilir.

Elbetteki İblisin emrindeki Yahudilerin bir planı varsa Allah’ın da bir palanı var.

Dünyada iki seçilmiş kavim vardır. Birincisi seçilmiş olan ki İblis tarafından seçilmiştir ki Yahudilerdir, diğer ise seçkin olan ki Allah tarafından seçilmiştir ki Türklerdir. Dünya Allah’ın ve İblis’in bir mücadele meydanıdır. Hayır kesinlikle abartmıyorum.

Araf Suresi 14 ila 18. Ayetlerde Mealen İblis diyorki:

14- (İblis) dedi: (Bari) bana (insanların) tekrar diriltilecekleri güne kadar süre ver."

15- (Allah) buyurdu: "Haydi sen süre verilmişlerdensin."

16- "Öyleyse, dedi, beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onlar(ı saptırmak) için senin doğru yolunun üstüne oturacağım."

17- "Sonra (onların) önlerinden arkalarından, sağlarından sollarından onlara sokulacağım ve sen, çoklarını şükredenlerden, bulmayacaksın."

18- (Allah) buyurdu: "Haydi, sen, yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık. And olsun ki,onlardan sana kim uyarsa, (bilin ki) sizin hepinizden (derleyip) cehennemi dolduracağım."

Dünya iyilerin ve kötülerin bir mücadele meydanıdır.

GDO’lu ölüm tohumları da kötülerin hedefine ulaşmadaki bir aracıdır.

İllüminatinin nihai hedefi dünyaya Satanist dinini hakim kılmaktır.

İnsanlara Allah’ı unutturmak ve İblis’i yeryüzünde tanrı yapmaktır hedefleri.

Şimdi ben buradan ey halkım tohumunuza sahip çıkın desem ne yazar?

Zaten illüminatinin elinde olan internette benim makalelerimin fazla okunması bugüne kadar engellendiği gibi bu andan itibaren de daha fazla engellenmeye devam edecektir.

Yahudilerin olmadığı bir dünya gerçek şu ki dünyanın imtihan meydanı olması gerçeğine aykırıdır. Allah, onları diğer insanlar için bir imtihan vesilesi olarak yaratmıştır. Her şey zıddıyla yaratılmıştır ve alemde kusursuz bir denge vardır. Bize düşen ise doğruluk yolunda mücadele ederek haktan ve hakikatten yana olmaktır. Kötülük olmasaydı iyilik bilinmezdi vesselam…

İnternette sosyal medya üzerinden bizim makalelerimizin okunmasına engel olunmasını kınıyorum. Muhtemelen illüminati hakkında çok yazı yazdığımız için birileri rahatsız olmaktadır.

Esen Kalın…

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
500 Kişi Okuma Yazma Sertifikası Aldı
500 Kişi Okuma Yazma Sertifikası Aldı
2017 Yılında Karabük’te Neler Oldu?
2017 Yılında Karabük’te Neler Oldu?