Advert
sandalye fabrikası karabük
Musul Meselesi-2 ve Kürdistan Sorunu
MAHFİ

Musul Meselesi-2 ve Kürdistan Sorunu

Bu içerik 1736 kez okundu

Tarihler 1918’i gösterdiğinde İtilaf Devletleri Makedonya ve Suriye-Filistin cephelerini işgal etmiş, Basra körfezinin güvenliğini sağlamak içinde Bağdat alınmıştı. Ancak Musul Mondros Ateşkesi imzalandığı esnada henüz işgal edilmemişti.

Mustafa Kemal Paşa, Suriye Cephesindeki Yıldırım Orduları Grubu’nun arta kalanlarını Halep’te toparlamış ve İngiliz işgalini Anadolu sınırlarında durdurmayı başarmıştı. Eldeki cephaneler güney sınırımızda halka dağıtılmış ve halkın birkaç gönüllü subayla örgütlenmesi sağlanmıştı. Daha sonra bu örgütlenme sayesinde Antep, Maraş ve Urfa işgalden düzenli ordu olmadan halk hareketiyle kurtarılmıştı.

1.Dünya savaşı ile zaten hedeflenen büyük imparatorlukların parçalanıp yerine küçük küçük devletçikler kurmaktı. Esasen hem Avrupa’da hem de Ortadoğu’da irili ufaklı bağımsız zayıf devletler kurulması amaçlanmıştı. Avusturya-Macaristan imparatorluğu çökmüş ve fiilen dağılmıştı. En önemlisi de Osmanlı Mondros ateşkes antlaşması imzalayarak kendi sonunu hazırlamıştı. Bu antlaşma gerçekte Osmanlı’nın kayıtsız şartsız kendini iİngilizlere teslim ettiği anlamına gelmekteydi.

Gerçekte İşgal kuvvetlerinin Osmanlı topraklarında daha fazla ilerleyecek gücü kalmamıştı. Zira işgal bölgelerinde isyanları önlemek için sürekli ordu bulundurmak zorunda kalmışlardı. Buda özellikle İngiliz Maliyesine ciddi bir yük anlamına gelmekteydi. Mondros sonrası İstanbul’u ve Doğu Trakya’yı işgal için bütçeden 500 Bin sterlin pay ayrılmıştı. Buna karşın Bağdat Cephesi için 1,5 Milyon sterlin pay ayrılmıştı. Filistin cephesi için de 750 bin sterlin.Orduyu beslemek ve cephane temin etmek için maliye sürekli borçlanıyordu. Ama Hindistan ticaret yollarını güvenceye almak için Basra körfezi işgal edilmişti, Basra’nın güvenliği içinde Bağdat işgal edilecekti. Musul henüz işgal edilmemişti. Ancak yapılan jeolojik araştırmalarda Osmanlı’nın yaptığı araştırmalardan daha fazla petrolün bu bölgede olduğu anlaşıldı. Sanılandan çok daha fazla bir rezervin olması ve ayrıca Bağdat’ın güvenliği içinde Musul’un işgali gerekmekteydi. Musul dünyanın en büyük petrol rezervlerinden birini barındırmaktaydı.

Ancak emperyal amaçların çok daha ötesinde olan başka bir faktör daha vardı. O da haçlı zihniyetin Türkleri Anadolu’dan kovmak ve Anadolu’yu Türklerden geri almak emeli vardı. Tüm dünyada ateşkesle beraber 1918’de savaş bitmişken Türkler için savaş daha yeni başlıyordu.

Bir taraftan Batı cephesinden Yunanlılar silahlandırılmış, İzmir’e çıkarma yapmışlardı. Diğer taraftan Doğu’dan da Ermeni isyancılarla uğraşılmaktaydı. Kürtlerle Türkler birlik olmuş kurtuluş mücadelesi vereceklerdi ancak kürt kimliği içerisine yüzyıllar boyu saklanmış Ermeni-Yahudi takiyyeciler halkı örgütleyip dincilik kisvesi altında Mustafa Kemal ve Büyük Millet Meclisine karşı ayaklanmışlardı. Bir taraftan içerdeki ayaklanmalar bastırılıyor, öbür taraftan Yunanlılarla mücadele ediliyordu. Bir yandan da İngilizlerin güdümüne giren saltanat, halkı Mustafa Kemal’e karşı kışkırtıyordu.

Mondros’a geri dönelim. 31 Ekim 1918’de Mondros yürürlüğe girdi. Musul’da 6.Ordu bulunmaktaydı. Başında da Ali ihsan Paşa bulunmaktaydı. İngilizler Ali İhsan Paşa’ya 7 Kasım’da bir ültimatom verdi. Musul’un boşaltılması isteniyordu. İngilizler her zamanki gibi Ermenilerin ve Katolik Süryanilerin haklarını ileri sürdü, azınlıkları bahane gösterdi. Ali İhsan Paşa onların can güvenliklerinin emniyette olduğunu ileri sürerek bu isteklerini reddetti. Bunu üzerine İngilizler İstanbul’a baskı yaptı. İstanbul hükümeti Ali İhsan Paşa’ya Musul’un boşaltılması emrini verdi. Ali İhsan Paşa görevinden azledildi. Ali İhsan Paşa İstanbul’a güvenli bir şekilde dönmek şartıyla teslim oldu. İstanbul’a döndüğünde Ali İhsan Paşa tutuklanarak Malta’ya sürüldü. Ali İhsan Paşa’nın direnmeye niyeti olmadığı İngilizlerce anlaşılınca işgalde ısrarcı olmuşlardı.

İngilizlerin Mondros sonrası Musul’da askeri operasyonlarını sürdürme cüreti göstermeleri esasen 6.Ordu’nun önemli bir kısmının saf dışı kalmasından kaynaklandığı değerlendirilmektedir. Ali İhsan Paşa’nın daha fazla direnme niyeti de olmamıştır.

İhsan Şerif Kaymaz işgallerin değerlendirmesini yaparken şunları belirtmektedir:

Bırakışma sırasında, güneyde düşmanla sıcak çatışmanın yaşandığı iki cephede, iki komutan, yani Mustafa Kemal ve Ali ihsan Paşa, birbirinden dramatik bir biçimde farklı olan davranışlar sergilemişlerdir. Atatürk’ün amacı düşmanla çarpışmaya girmeksizin olabildiğince fazla sayıda asker, silah ve cephaneyi Anadolu’ya taşımaktı. Nitekim bu sayede Anadolu’da bir kurtuluş savaşı başlatılmış ve Anadolu işgalden kurtarılmıştır.

Ali İhsan Paşa’nın amacı ise bırakışma imzalandığında, her ne pahasına olursa olsun Musul’u elde tutmaktı. İkiside amaçlarına ulaştılar . Fakat Ali İhsan Paşa’nın yanılgısı, bırakışmanın imzalanmasıyla birlikte savaşın biteceğini sanmasıydı. Mustafa Kemal, savaşın bitmeyip yeni bir evreğe girileceğini değerlendiriyor ve bu yeni evrede direniş merkezi olarak belirlediği Anadolu’ya güç yığmaya çalışıyordu.*

Yani Mustafa Kemal’den başka herkes İngilizlerden medet ummaktaydı. Padişah, İngilizlerle işbirliği yapmış hatta ileriki dönemde bir fetva yayınlatarak İngilizlerin isteği doğrultusunda O’nun idamına hükmetmiş ve halkı kışkırtıcı beyanlarda bulunmuştu. Atatürk işgallerin esasen bir Haçlı zihniyetinde olduğunu ve bunun bir Hristiyan-Müslüman savaşı olduğunu nihayetinde Türkleri Anadolu’dan kovmayı bu mümkün olmazsa da Ankara civarında dar bir bölgeye hapsetmeyi planladıklarını biliyordu.

Atatürk, Atilla’nın tokadını unutmamıştı, Alparslan’ın 1071 deki Malazgirt zaferinin intikamını alacaklarını biliyordu ve dahası birkaç yıl önce 1915’de Çanakkale’de İngilizlere kan kusturan da kendisiydi. Atatürk’ün aklında sadece Anadolu kalmıştı. Zira Suriye cephesindeyken Şerif Hüseyin’in kışkırtmasıyla Araplar, İngilizlerle işbirliği yapmışlardı ve Osmanlıyı arkadan vuruyorlardı bu nedenle Şam cephesinden dahi geri çekilmek zorunda kalınmıştı. Atatürk’ün kafasında sadece Türkler vardı. Türklerin yaşadığı toprakları kurtarmak vardı. Zira Araplar bize ihanet etmiş, İslamın savunuculuğu noktasında Saltanatı ve Hilafeti yalnız bırakmışlardı. Öyleyse Atatürk’e göre Araplar İslamı savunmak değil, Osmanlı’dan kurtulmak istiyordu ve işgaller sırasında İngilizler ve Fransızlarla işbirliği yapmışlardı. Yani Atatürk,Türk ordusunu Türk halkınının ve Anadolu’nun kurtuluşu için kullanmak istemişti. Atatürk kendini kurtarmayan bir halkı kurtarma fikrinde değildi.

Ardından Atatürk Anadolu’da halkı örgütlemiş, düzenli ordu kurmuş ve sayıları 100 Bin civarında olan Yunan ordusunu yenmekle kalmamış bu orduyu büyük oranda yok etmiş, belini kırmış hatta Yunan Ordu Komutanı’nı esir almıştı. Mustafa Kemal’in Yunanlıları yenmeyi amaçlamamıştı, ordusunu da büyük oranda yok edip yeniden toparlanarak ikinci bir Yunan işgalini de önlemek niyetindeydi. Bu nedenle Başkomutanlık Meydan Muharebesinde Türk ordusunun bir kısmını Yunan ordusunun arkasına gönderdi. Böylece iki taraftan kıskaca aldığı Yunanlıları yok etti. Böylece geriye kaçıp İzmir’de bulunan kuvvetlerle Yunanlıların yeniden taarruza geçmelerini de engellemiş oldu. Yani Atatürk Yunanlıları geri kovmakla kalırsa takviye edilerek yeniden saldırılacağını öngörmüştür ve bunun da önlemini alarak Yunanlılara okkalı bir tokat atmıştır. Hala daha bu tokatın acısıyla kıvrandıkları malumunuzdur.

Musul’un İşgaline Halkın Tepkisi

Musul halkı işgale tepkiliydi. Hristiyan olanlar Fransız Misyonerlerin uzun yıllar buradaki faaliyetleri neticesi Fransız yönetimi altına girmeyi hedefliyordu. Sykes-Picot Antlaşması’yla Musul Vilayeti’nin Fransa’nın payına bırakılmış olması da bu beklentileri körüklüyordu. Zira 1917 Bolşevik Devrimi olmadan evvel, İngilizler, Rusların güneye inmemesi ve İngilizlerle komşu olmaması için Musul’u Fransızlara bırakmayı hesaplamış böylece Fransızların, İngilizlerle Ruslar arasında tampon devlet olmasını öngörmüştü. İlk başta ne Ermenistan nede Kürdistan planları yoktu. Bolşevik devriminin olması ve Musul’da sanılandan çok çok fazla petrolün bulunduğunun anlaşılması İngilizlerin Musul planlarını değiştirmişti.

Burada yaşayan ve çoğunlukla Türklere yakınlık duyan Müslüman halk ise Türk yönetimine geri döneleceğini umut ediyordu.

İngilizler halkın tepkisi önlemek için probaganda çalışmaları başlatmaya karar verirler. Bunun için başta arapça yayın yapan gazete çıkarırlar. Bir Türkmen bölgesi olan Kerkük’te bu tepkiye neden olunca da Türkçe yayın yapmaya başlarlar. Ancak bundan sonra Türk etkisinin giderek artması karşısında Türk karşıtı yayımlara başlarlar. Anadolu’da Türkler başarı kazandıkça Atatürk’ü kötülemek için O’nu Bolşeviklerle işbirliği yapmakla suçlarlar.

Oysaki gerçek hiç de öyle değildir. Rusya’da devrim sonucu ülkeye kaos hakimdir. Rusya güney sınırlarının güvenliği için bağımsız bir Türkiye kurulmasını umut etmektedir. Bu nedenle Türklere bir kısım silah yardımı yapıldığı söylenmektedir. Bunun doğru olması muhtemeldir ama bu bir işbirliği değil, Rusya’nın menfaati gereği yapılan bir yardım olmuştur. Anadolu’ya maddi yardım ise Pakistan-Afganistan yöresindeki bir Türk ajan olan Muhammed İkbal adlı dini lider tarafından İslam elden gidiyor denilerek halifeliğin kurtuluşu için toplanarak Rusya üzerinden Anadolu’ya gönderilmiş bu yardımları ise Rusya yaptığı söylenmiştir. Rusya’nın maddi yardım yapmadığı söylenmektedir. Bahsettiğim üzere Rusya üzerinden gelen paralar Mustafa Kemal’e Türk derin teşkilatı ajanı olduğu değerlendirilen Muhammed İkbal tarafından gönderilmiştir.

İngiltere’nin Kürdistan hesabı neden tutmadı?

İngiliz koruması altında bir Kürdistan kurulması fikrine karşı İngilizler bir çalışma yaparlar. Bölgeyi ve kürt halkını tanımayan bir İngiliz yetkili bu öneriyi sunar. Bölgede yaşamış ve bir kürt  sempatizanı olan İngiliz ajanı Noel de bu fikirdedir. Bu ajan Noel, Ali Galip olayında Atatürk’e suikast girişimi planlayan Noel’dir.

Ancak bu planda bir Ermenistan ve Kürdistan kurulması planlanmaktaydı. Doğu’da Ermenistan, güneyde Kürdistan planlandığında tarihler 1918’i göstermekteydi.

İngilizler kökenleri Yahudi olan üç kürt aşiretini bu anlamda denemeye tabi tuttu. Bunlar Barzani ailesi Baban ailesi ve Bedirhanlardı. Ancak görüldü ki Osmanlı zamanında bey-ağa olan bu eski güçlü aşiretlerin artık esamesi okunmuyordu. Bir de Şeyh Mahmut Berzenci olayı var. Şeyh Mahmut Berzenci önce İngilizlerce Kürdistan projesi için lider kişi seçiliyor. Sonra yerel kürt memurlar atanıyor. Şeyh Mahmut İngilizlere isyan ediyor. Bu amaçla İran kürtlerinden yardım istiyor. Ancak pek çok kürt aşireti Şeyh Mahmut Berzenci’ye bağımsızlık mücadelesi için katılmıyor. Bu Şeyh Mahmut ikili oynayan birisi. Bazen Kemalist gruplara yaklaşıyor bazen İngilizlere. Ama temelde amacı bağımsız Kürdistan Kralı olmak yani koltuk sevdası olan bu uğurda kendine destek devlet arayan birisi. Bu ikili oyunu sonrası İngilizlerce isyanı bastırılıyor.

Çıkan isyanda kürtlerin birlik olmaması neticesi İngilizler şu karara varıyor. Ortada bir Kürt Ulusal bilinci diye bir şey yok. Hiçbir aşiret bir diğerinin önderliğini tanımıyor. Hepsi başına buyruk hareket ediyor. Buda kürtlerin bağımsızlığını o dönemde kazanmasına engel oluyor.

Bu detayı bilerek anlattım. Şimdiki Barzani’nin amcası Ahmet Barzani ile de denemeler yapılıyor ancak başarısızlıkla sonuçlanıyor. Şu anki durumun pek bir farkı yok. Mahmut Barzani bağımsızlık için halk oylaması yapmıştı ama hatırlarsanız buna bir başka kürt aşireti Talabani karşı çıkmıştı. Yani şu anda emperyalizm kürtlerin bağımsız olamayacağının farkında. Ancak başlarında ABD ordusu olursa silah zoruyla bir Kürdistan kurulabilir. Zira Barzani’nin yaptığı pebisit oylama bile sonuçları hilelidir. Orda yaşayan arap ve Türkmen unsurlarının oyları saf dışı bırakılmıştı. İki kürt aşireti aralarında halen daha anlaşamamaktalar. Biri Irak’ta yönetime hakim diğeri Kuzey’de özerklik için çığırtkanlık yapıyor. Ama emperyalizmin planları ise bambaşka.  Siyonist emperyalizm ise Nilden Frat’a bir süper güç İsrail için uğraşıyor. Bir yandan da Türkiye, Lozan’ın kendisine verdiği haktan yararlanarak bağımsız kürdistan çabalarına çomak sokuyor, kısım kısım da olsa operasyon düzenliyor.

Son tahlilde ABD tarafından bir kürt ordusu kurulmuş durumda. YPG/PYD olarak bilinen, PKK’nın uzantısı denilen bu ordu esasen bağımsız kürdistan ordusu olacak. Zira söylencelere göre Barzani Merkez Bankası kurmuş durumda. Şimdi tek sorun Türkiye.

Neden mi? Bu sorunun cevabı Lozan’da.

Barzani diyor ki Lozan nedeniyle 100 yıldır Kürdistan kuramıyoruz.

Kürtlerin haklarını savundukları için daha Osmanlı’da isyan eden her üç aşirette esasen Yahudi kökenlidir. Yani babanzadeler, Barzaniler, Bedirhanlar hepsi aslında Babil esaretinde Ortadoğu’ya getirilen kayıp İsrailoğullarıdır. Bunlar varlıklarını sürdürebilmek için Osmanlı döneminde kürtlere tanınan haklardan da yararlanabilmek için bir anda hem kürt hem de Müslüman kimliğine bürünerek takiyye yapan Yahudilerdir. Amaçları makam, para olan bu insanlar kürtleri kışkırtmış ve onların sırtından geçinmenin hesabını yapmışlardır.

1.Dünya savaşı esnasında bu Yahudi Kürt liderler vasıtasıyla Ermenilerle işbirliği dahi yapılmıştır. Bu işbirliği neticesi bizim kürt isyanı zannettiğimiz Ağrı isyanları, Dersim isyanları, Şeyh Sait isyanlarının arka planında gerçekte kürt yahudisi-Ermeni işbirliği söz konusudur. Halen daha aynı oyun oynanmaktadır. Meclisteki HDP milletvekillerinin büyük çoğunluğu ermeni-pakraduni kökenlidir.

Ermenilerle Yahudiler arasında gerçekten sıkı bir yakınlık bulunmaktadır. Zira Babil sürgününde buranın yerli halkıyla asimile edilmeye çalışılan Yahudiler, kılıktan kılığa girmek durumunda kalmışlar, en nihayetinde Ermeni Krallığı içerisinde PAKRADUNİ denilen gerçekte Yahudi sözde ermeni olduklarını beyan ederek saklanmışlar hatta Ermeni Krallığını ele geçirerek yönetimin başına geçmişler. Ermeni kralları gerçekte Yahudiymiş. Bu araştırmaları yapan ve ortaya çıkartan da ünlü İsrailli bilim adamı Abraham Galante’dir. Bu nedenle Ermenistan ile İsrail arasında derin bir saygı ve muhabbet olduğu söylenmektedir. İşte bu kürt kimliğine saklanan Yahudi unsurlar da 1.Dünya savaşından bu yana Ermenilerle işbirliği içerisinde olmaları, bu tarihsel birlikteliğe bağlanmaktadır.

Gerçekte amaç Ordoğu’da bir Kürdistan kurularak Irak ve Suriye’den toprakların bu devlete katılması böylece Irak ve Suriye’nin zayıflatılarak güçten düşürülmesi böylece İsrail için kolay lokma yapılması hedeflenmektedir. Böylece bağımsız bir devlet kuran Kürtlere, Türkiye’deki kürtler de katılmış olacak, yıllardır PKK’ya destek vermeyen kürt kardeşlerimizin ayaklanması sağlanacak ve böylece önce Türkiye’de kürtlere özerklik, kendi dillerinde eğitim, kendi meclisleri ardından meclis kararıyla büyük Kürdistan’a katılacak. Savaşla yenilemeyen Türkler belkide hileyle parçalanmış olacak. İçimizdeki Suriyelerinde içinde ne kadar Ermeni olduğu da ayrı bir soru işareti.  Belki tek bir kürdistan olmayıp, Irak kürtleri ayrı bir federatif yapı, Suriye kürtleri ayrı bir federatif yapı, Türkiye kürtleri de ayrı bir federatif yapı olması sağlanacak. Böylece daha zayıf yapılı bir Birleşik Federatif kürdistan’ın İsrail’e koılay lokma yapılması hedeflenebilir. Zira şu anda hem Ortadoğu’da hem de dünyada bağımsız Kürdistan’ı desteklediğini açıklayan tek bir ülke var ki o da İsrail’dir. Zira kürdistan, yavru vatan İsrail olacaktır.

Musul meselesi günümüzle bağlantılı önemini hiç kaybetmeyen bir sorundur. Türkiye’nin şu anda Musul’u işgal etmesi dahi bana göre 3.Dünya savaşını başlatacak kadar risklidir. Türkiye bağımsız Kürdistan oluşmasını engellemek istiyorsa şu anda yılan küçükken başını ezmeli, YPG unsurlarını yok etmelidir. Aksi takdirde eğer bu yıl içerisinde yani 2018’de bağımsız kürdistan kurulursa İsrail ve ABD muhtemelen tanıyacak ve buda Türkiye’de kuvvetle muhtemel kürt isyanlarına neden olacaktır. Elbetteki Türkiye’deki kürt isyanları kürt kılığındaki Ermenilerce organize edilecektir. Tıpkı PKK gibi. Zira bildiğiniz üzere PKK en çok kürt sivil katletmiştir. Bunun da bana göre en büyük nedeni kürtlerin Türk’lerin yönetiminden memnun olması ve 10 asrı geçkindir Türklerin liderliğini kabullenişleri, aşiretler arası anlaşmazlıkar vs sonucu Türk yönetimi istemeleri sıralanabilir.

Lozan Antlaşmasında yaşanan gelişmeleri detaylı olarak bir sonraki yazımızda ele alalım. Zira konu konuyu açtı ve yazı yarım kaldı. Bu nedenle bu serinin üçüncü makalesini de yazmaya ihtiyacımız oldu.

Esen Kalın…

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
500 Kişi Okuma Yazma Sertifikası Aldı
500 Kişi Okuma Yazma Sertifikası Aldı
2017 Yılında Karabük’te Neler Oldu?
2017 Yılında Karabük’te Neler Oldu?