Advert
sandalye fabrikası karabük
Yalnızlığın Erdemliliği
MAHFİ

Yalnızlığın Erdemliliği

Bu içerik 989 kez okundu

İzmir’in Selçuk ilçesinde Efes Harabeleri’nin birkaç kilometre tepesinde Hz. Meryem’e ait olduğuna inanılan ve mezarının da  bulunduğu Meryem Ana Kilisesi vardır, belki bilirsiniz…

Yıllar önce Selçuk ilçesine gezmeye gitmiştim, tam 10 yıl evvel…

Meryem Ana Kilisesi’ne biz arabayla zar zor çıkmıştık. Yolu çok dar ve oldukça tehlikelidir. Kendi kendime bir insanın bu dağın tepesinde ne işi varki, hem bir insan bu tepeye nasıl tırmanmamış olabilir diye düşündüm. Kendime şu soruyu sordum. Bu dağın tepesinde bu tecrit bölgesinde bir insanı münzevi yaşamaya mahkum eden ne olabilirdi? Sonra cevabının beynimde mevcut olduğunu fark ettim. Bir annenin evladına yapılan eziyetler sonucu Hz. Meryem, insanlardan kaçmış ve bir dağın tepesinde münzevi bir hayat yaşayarak kalan ömrünü tamamlamıştı.

Rivayete göre Hz. İsa’nın işkence görmesi ve tüm işkenceler yetmezmiş gibi bir de üstüne çarmıha gerilmesi karşısında bir annenin yüreği paramparça olmuş, gözlerinden süzülen kanlı yaşlar yere her düştüğünde yer yarılmış, insanlar deprem oluyor sanıp sağa sola kaçışmışlar.

Sonra kendi kendime o gün, evet ancak böyle bir sebep bir insanı insanlardan kaçırıp yalnızlığa sevk etmiş olabilir diye düşünmüştüm. İçinizde bu yazıyı okuyanların büyük çoğunluğu anne-babadır belkide. Düşünebiliyor musunuz, tahayyül edebiliyor musunuz Hz. İsa’nın sizin evladınız olduğunu, ve gözünüzün önünde insanlık tarihinin gördüğü en büyük zulümlerden birine muhatap kaldığını? Kalbiniz parça parça olmaz mıydı? Sonra bu toplumu terk edip tüm insanlardan kaçıp uzaklaşmak, bir dağın tepesinde münzevi bir hayat yaşamak istemez miydiniz?

Ölenle ölünmüyor demek, ölenin canından bir parça olmayan insan için kolaydır. İnsan olan bir çocuğu karnında taşıdıktan sonra kendi parçasının bu zülme uğramasına dayanamaz. Evladı bir kere ölmüştür ama o anne belki de yaşadığı her saniye tekrar tekrar ölmüştür. Adeta yaşayan bir cenaze haline gelmiştir. Kendinizi Hz. Meryem’in yerine koyabilir misiniz? Biraz da olsa empati yeteneğiniz var mı?

Hz. Meryem’de belki bunu yapmıştı. En nihayetinde o da bir insandı ve bir anneydi. Evladına yapılanlar kalbini paramparça etmiş ve insanlardan kaçıp uzaklaş istemişti. Önce bir gemi ile Kudüs’ü terk etmiş, o zamanlar bir liman kenti olan Selçuk’a gelmiş, oradanda şehrin en ücra tepesine yerleşerek münzevi bir hayat yaşamıştı. İnsanlardan uzak ve tek başına…Küsmüştü insanoğluna…

Eğitimciler iyi bilirler. Maslow ihtiyaçlar hiyerarşisinin son basamağı kendini gerçekleştirebilmiş bireydir. Bu basamağa ulaşan bireyler yalnız kalabilmeyi de başarabilirler. Olgunlaşan insan zaten diğer insanların hatalarından ve kusurlarından sıkılır ve kalabalıklar içerisinde bile olsa kendisini yalnız hisseder. Zira fikri anlamda onu anlayan ya çok azdır ya da hiç yoktur. Kimse onun fikirlerini ve olgunluğunu anlayamadığı için aslında o fikren yalnız olduğunun da ayırtına varır.

Çektiğimiz acılar bizi öldürmez ise emin olun olgunlaştırır. Hayat insanı olgunlaştıran bir çilehanedir.

Bazen de kişisel olgunluğunu tamamlamış, entelektüel manada aydınlanmış insan zaten toplum tarafından dışlanmakta ve nihayetinde istenmeyerek otomatik olarak yalnızlaştırılmaktadır. Tıpkı Hz. İsa gibi tıpkı Atatürk gibi…

Kendini gerçekleştirmiş ve olgunlaşmış insanlarda zaten toplumların ananelerini eleştirmeye başlamaktadırlar. Zira onlar doğruya doğru, eğriye de eğri diyecek kadar dik durabilen bir insani erdeme ulaşmışlardır.

Bizde bir söz vardır, ‘DOĞRUCU DAVUT’ diye… Bu söz aslında Davut Peygamberin dürüstlüğünden esinlenerek söylenegelmiş bir sözdür. Tabi ki ‘ Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar’ diye de bir atasözümüz vardır. Doğru söyleyen insan aslında insani erdemlere ulaşmış kendi nefsani olgunluğuna ermiş yani aydınlanmış insandır. Bu insanlar dokuz köyden kovuldukları için zaten toplum onları fikren ve ruhen yalnızlaştırırlar. Onlarda yalnızlıktan keyif alırlar.

Dünya dönüyor dedi diye Galile Galileo’nun engizisyon mahkemesinde yargılamdığına inanabiliyor musunuz? Sırf aydınlanmış olduğu için ve toplumu aydınlatmaya çalıştığı için mahkeme huzuruna çıktığını kitaplar yazmamış olsa asla inanmazdım, yada inanmak istemezdim.

Gerçi buna neden şaşırıyorum ki? Sırf bir aydın olduğu için, doğrucu Davut olduğu için Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını asmadık mı, Uğur Mumcu’yu şehit vermedik mi, Muhsin Yazıcıoğlu’nu ve diğerlerini kaybetmedik mi? Biz toplum olarak külliyen bu aydın katliamlarından bana göre müştereken sorumluyuz. Çünkü aydınlarımızın kıymetini bilmiyor ve onlara sahip çıkmıyoruz. Ama onlar toplumu aydınlatmak için canlarını verdiler.

Eğer bir toplum yanlış içerisindeyse, doğruları söyleyenleri kesinlikle sevmez, zira yanlışları onlara tatlı gelir, keyifleri kaçar. Nice peygamberler geldikleri toplumları tarafından katledilmişlerdir. Toplumlar, kendilerini aydınlatmaya çalışan peygamberleri yalancılıkla suçlamış ve kendilerinin doğru yolda olduklarını iddia etmişlerdir. Hz. İsa’yı katleden Yahudiler şimdi kutsal kase’sine bile sahip çıkmaya çalışmaktadırlar. Aydınlar toplumlarında yaşadıkları süreçte kıymetleri bilinmez, kitapları da fazla satmaz, yada indirdikleri din hüsnü kabul görmez ama öldükten birkaç asır sonra kadri kıymeti anlaşılır, göklere çıkartılır. Biz Atatürk’ü halen daha anlayamamaktayız kanaatindeyim. Belki 2-3 asır sonra onu anca anlayabileceğiz.

Bana göre aydınlar, peygamber varisleridir. Zira onlar da tıpkı peygamberler gibi ait oldukları toplumu aydınlatmaya çalışırlar ama tıpkı peygamberler gibi onlarda toplumları tarafından dışlanırlar, hapse atılırlar ve hatta katledilirler. Bana göre Hz. İsa’yı katleden zihniyet ile Galile’yi yargılayan zihniyet ve Sivas Madımak otelinde aydınları katleden zihniyet aynı zihniyettir. Hz. Hüseyin’i kerbelada şehit eden fikir ile Uğur Mumcu’yu şehit eden fikir arasında bana göre fark yoktur. Bu fikir sadece aydın düşmanlığıdır.

Sonuç olarak kendini gerçekleştirebilen birey aynı zamanda yalnız kalmayı da becerebilen bireydir. Onlar aydınlanmışlardır ve yalnızca hak ve hakikatı savunurlar. Toplumlar zaten onları anlamadıkları için onları yalnızlığa mahkum ederler. Onlar da ya toplumlara direnç gösterir Hz. Hüseyin gibi kelle verir, yada Hz. Meryem gibi bir dağın tepesinde insanlardan yalıtılmış bir yaşam sürerler. Hz. Hüseyin, inançları ve fikirleri toplumca beğenilmediği için katledilmişdir.

Aydınlanmışlar, toplumlarının birkaç asır ötesinde yaşayan insanlardır. Tıpkı Atatürk gibi…

Son tahlilde meyve veren ağaç taşlanır. Şahsım adına son zamanlarda hem yazdıklarımla alakalı pek çok eleştiri almaktayım hem de insanlar tarafından yalıtılmaya maruz bırakılmaktayım. Bu durumdan çok memnunum. Demekki doğruları söylüyor ve doğruları yazıyorum. Etrafımdaki insanlar bunları duymak istemiyor. Adeta yalnızlaştırılıyorum. Demek ki aydınlanma adına epey mesafe katettim demektir. O halde insanların ne söylediği, ne düşündüğü aydınları ilgilendirmez. Aydınlar, Hz. Hüseyin gibi kelle verir ama ne doğruluktan ne de inançlarından asla taviz vermez.

Selam olsun Hz. Hüseyin’e…O, tüm aydınların baş aydını, ve doğruluk adına kelle vermenin timsalidir. Veyl olsun O’nun kellesini alan fikre ve zihniyete.

Aydınlara selam olsun…

Esen Kalın…

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
mahfi     2018-01-13 anlaşıldı Hz. İsa'nın hayatını yazmalıyız. Hem Kuran hem de İncil referanslı bir yazı hazırlayacağız sayın cahil yazar için. Biraz sabret öğreneceksin
yazık sana     2018-01-13 Yani ayet yanlış yani haşa Hz. Allah yalan söylüyor senin okuduğun tarih mi doğru söylüyor diyorsun be cahil.
Mahfi     2018-01-12 Lütfen eksi bilgilerinizle yorum yazmayin ben bir yahudi tarihi uzmaniyim
istanbullu Dost     2018-01-12 Beden olarak yalnız olabilirsiniz ama emin olun, düşünür olarak,fikir verici olarak, yol gösterici olarak,örnek alınacak kişi olarak,yazılarınızdan ders alacak kişiler olarak epeyce kalabalıksınız.
CAHİL YAZAR     2018-01-12 Hz İsa'nın Yahudiler tarafından öldürüldüğünü yazmışsınız. Nisa Suresi Ayet 157 de Hz İsa'nın öldürülmediğini Hz Allah beyan ederken senin yazdığın ne şimdi NİSÂ-157: 'Mesih’i, Meryem’in oğlu Îsâ’yı, Allah’ın Rasulünü biz öldürdük' demeleri sebebiyle kalplerini mühürledik. Halbuki onlar onu öldürmediler, onu çarmıha da germediler. Fakat öldürdükleri onlara Îsâ’ya benzetilerek gösterildi. Öldürdükleri ile ilgili ihtilâfa düşenler, ondan yana tam bir şüphe içindeydiler. Bu konuda bir bilgileri
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Parti Adının Kısaltmasını Bilmiyor Ama Aday Adayı Olmuş!
Parti Adının Kısaltmasını Bilmiyor Ama Aday Adayı Olmuş!
500 Kişi Okuma Yazma Sertifikası Aldı
500 Kişi Okuma Yazma Sertifikası Aldı