Advert
sandalye fabrikası karabük
Şeriat, Tarikat ve Hakikat
MAHFİ

Şeriat, Tarikat ve Hakikat

Bu içerik 2403 kez okundu

İnsanlığı olmayanın dini de olmaz. Hz. Ali

Rahmetli Özal’dan dinlediğim bir hikâye var:

Bir çeşmenin başında üç kişi abdest alıyor. Birincisine arkadan bir tokat atsanız kalkıp oda size tokat atıyorsa bu şeriat ehlidir. İkincisine tokat attığınızda sadece dönüp bakıyor ama cevap vermiyorsa bu tarikat ehlidir, üçüncüsüne tokat attığınızda dönüp bakmıyorsa bile bu hakikat ehlidir.

Zira birincisi şeriat ehlidir, kısasa kısas uygulamıştır. İkincisi tarikat ehlidir nefis terbiyesi eğitimi almaktadır, tokat atana cevap verip nefsinin gururunu okşamak istemez ama tokat atanı da merak eder. Üçüncüsü ise o tokadın aslında bir kulu elinden Allah tarafından kendisine atıldığını düşünür o yüzden onun için tokatı atanın kim olduğu önemli değildir, o kişi ne kusur işledim ki Huda beni uyardı diye kendisini sorgular bu hakikat ehlidir.

Her dinin bir görünen zahiri birde görünmeyen, bilinmeyen batini boyutu vardır.

Örneğin Museviliğin görünen tarafı Tevrat görünmeyen tarafı kabaladır…

Hristiyanlığın görünen tarafı İncil, görünmeyen tarafı ise gnostizm yani mistisizmdir.

İslamiyet’in de görünen tarafı Kuran şeriatı görünmeyen tarafı ise tasavvuftur, yani hakikat ilmidir.

Pek çok şeriat ehli tasavvufu dışlamışlar ve İslam’a aykırı olduğunu iddia etmişlerdir. Karşı çıkanlar ikiye ayrılmaktadır. Birinci kısmı art niyetli olmayan kafaları tasavvufu algılamadığı için Kuran’a aykırı olduğunu iddia etmişlerdir. İkinci kısmı ise art niyetli olanlardır ki bunlar şeriat yoluyla halkın dini duygularını sömürenlerdir.

Tasavvuf ehli denince akla gelen ilk tasavvufçular Bektaşi, Yunus Emre, Mevlana’dır. Araplarda da tasavvuf ehli çıkmıştır ama bu insanlar fikirlerini halka açıkladıklarında örneğin Hallacı Mansur gibi katledilmişlerdir. Bizde Pir Sultan Abdal’ı katletmişizdir.

İslam’da gerçekte insan Allah’tan gelmiş ve O’na yeniden dönmek için bu dünyada imtihana tabi tutulan Allah’ın yeryüzündeki halifesidir. İşte yeniden Allah’a dönüş yolunu tasavvufçular şöyle açıklamaktadırlar.

1.Basamak şeriat yani şerrini-at basamağı

2.Basamak Tarikat basamağı

3.Basamak Hakikat basamağı

4.Basamak yokluğa erme Allah’a vuslat etme basamağıdır.

Aslında dördüncü basamak bile halka söylenmeyen bir basamaktır. Bu basamağın özü Allah’a vuslat etmenin bir sınırı vardır ama Allah’ın varlığında ilerlemenin bir sınırı yoktur hakikatine dayanır. Yani ilk basamak ilkokul, ikinci basamak ortaokul ve üçüncü basamak lise ise dördüncü basamak asla ulaşılamayan ufuk gibi üniversite basamağıdır. Ama insanın eğitimi burada da bitmiyor. Bu basamaktan sonra da doktora tezi, doçentlik tezi ve profesörlük tezi yazmanız gerekiyor.

Size burada konuyu daha iyi anlatabilmek için Atatürk’ten bir örnek vereyim. Atatürk, aslında dünyaya Türkiye’yi kurtarmak için Allah tarafından gönderilmiştir. Atatürk’ün bitirme tezi de Türkiye’yi kurtarmaktı. Allah, Atatürk’ü dünyaya gönderirken ruh kodunu ülkesini kurtarmak ile kodlamıştı bu nedenle aklı fikri hep bu konuyla meşgul olmuştu. Yani çocukluğundan beri beyni hep bu konuyu düşünmekteydi zira ruhuna Allah bu kodları yazmış ve ona yetecek bir zekâ seviyesiyle dünyaya göndermişti.

Lafı açılmışken çok akıllı olmak ya da beynini az kullanabilmek Allah’a yakınlıkla ilgili değildir. Kişiyi Allah dünyaya hangi görevle yollamışsa ona göre bir zekâ kapasitesi ile donatmaktadır. Örneğin siz Nikola Tesla gibi insanlığa faydalı buluşlar yapmak için dünyaya gönderilmişseniz ruhunuzda bilim adamı kodları yüklenerek dünyaya yollanırsınız. Zekânız da size biraz fazla açılacaktır. Ama buluşlar esasen zekâ ile ilgili de değildir, ruhsal ilhamlar yoluyla keşfetmekle alakalıdır. Mesela Barış Manço Türk milletinin kültür ve barış elçisi olmuştur. Barış Abinin bitirme tezi de dünyaya Türk milletinin reklamını yapmak olmuştur kendini buna adamıştır. İdealist olan insanlar ruhlarına Tanrı tarafından kodlanan görevlerini yapma gayreti içerisindedirler. Ruhu bedenini zaten otomatik olarak harekete geçirir.

Biz konumuza dönelim. Şimdi tasavvuf erenlerine göre bu dört basamak tek bir bedende olmamaktadır. Allah insana Adem peygambere verdiği kadar yani 950 yıl bir ömür biçtiği ve bunu farklı bedenlerde tamamladığına inanılır tasavvuf inancında…

İşte İslam’ın ilk defa yeryüzünde şeriat basamağında yaşanmasının sırrı burada gizlidir. Yani ilk basamakta o anki bedeniyle yeryüzünde bulunan Araplar vahşi ve ilkel bir hayat yaşamaktaydı. Allah onları ıslah etmek için önce şeriat basamağı koymuştu. Eğer tek bedende ıslah olmazsanız birkaç beden şeriatı yaşamaktasınız. Artık ne zaman şeriat basamağını geçerseniz aslında o zaman tarikat basamağına girmeye hak kazanıyorsunuz. Sizin çaba harcamanıza gerek yok zaten Allah bu basamağa geldiğinizde size bir vesile verecek ve kendinizi tarikat ehlinde bulacaksınız.

Bu nedenle tarikatları kuran insan zaten bir tasavvuf ehlidir. Abdülkadir Geylani hazretleri tarikatları mana aleminde peygamberimizden kurma görevi almıştır. Abdülkadir Geylani’nin bitirme tezi de tarikatları kurmaktı. Fakat insanlar tarikat basamağında biraz daha Allah’a yaklaştıklarında bu sefer de yeryüzünde hakikat devri başlamış oldu…

Hakikat erenleri birer birer ortaya çıkmaya başladı. Bu basamakta ilk olarak Muhiddin-i Arabi hazretleri gibi mutasavvıfları görmekteyiz. Onlar yetiştirdikleri insanlar aracılığıyla yeryüzünde gizliden ve açıktan hakikat ehlilerini yetiştirmişlerdi.

Şimdi insanlık hakikat basamağını da geçmiş durumda. Bana göre artık ülkemizde Yunus Emre ve Mevlana gibi hakikat ehilleri yetişeli nerdeyse bin yıl oldu.

Şimdi insanlığın topyekûn bitirme tezi aşamasında olduğunu değerlendiriyorum. Bitirme tezi kısaca insanlığa büyük bir hizmet sunmaya çalışmakla ilgilidir. Hacı Bektaş Anadolu mutasavvıflarının en kıdemlisi sayılmaktadır. Onun bir sözünü bugün biz yeni yeni anlamaktayız. Derki halka hizmet hakka hizmettir. Öyleyse artık ne şeriat ne tarikat nede hakikat basamağında değiliz. Artık devir halka hizmet devridir bana göre. Mesela Atatürk dinsiz diyenlere buradan bu mutasavvıf gözlüğünden diyorum ki hiçbir Müslüman Atatürk kadar Allah’a yakın olmamıştır. Çünkü en büyük bitirme tezini Atatürk yazmıştır. Bir milleti topyekûn uçurumun kenarından alıp düzlüğe çıkarmıştır. Zaten Atatürk ruhen çok derin bir insandır.

Ancak insanlık son hızda tekâmül ederken akıl seviyesi de giderek artmakta olduğu bir gerçektir. Ruhsal anlamda Allah’a yaklaştıkça insanların zekâ kapasiteleri de artmaktadır.

Allah’a yakın oldukça insanlığa daha faydalı işler yapmak zorundasınız. Peygamberlerin görevleri şeriatleri getirerek insanlığı ilkel düzeyden kurtarmaya çalışmak olmuştur. Örneğin Kabil kardeşi Habil’i öldürmüştür. Daha sonra insanlar arasında hukuksuz ve kanunsuz bir hayat süregelmeye başlamış bozulan insan neslini peygamberler uygarlaştırmaya çalışmışlardır.

Esasen bu manada insanlığa kim hizmet etmişse insanlığı uygarlaştırmaya çalışmışsa bunlar peygamberlerin varisleridir. Tekâmül döngüsüne elbette peygamberler de dâhildir.

Öyleyse bir insan bir önceki bedeninde şeriat basamağını tamamlamışsa bir sonraki bedeninde artık tarikat basamağına girmeye hak kazanmış olur. Ama sahte tarikat şeyhlerinin bilmediği bir gerçek var ki artık Allah, hakikat basamağını dahi yeryüzünden kaldırmak üzereyken yeniden insanlığı tarikat basamağına döndürmeye çalışan bir kısım sahte din bezirgânları insanlığı yeniden geriye götürmeye çalışmaktadır. Ayrıca tarikat şeyhi olmak öyle her önüne gelenin ben bir tarikat kurdum diyerek ortaya çıkabileceği bir dini müessese değildir. Yalnızca Abdülkadir Geylani hazretlerine tarikat kurma icazeti Allah tarafından verilmiş olup oda Nakşilik, Kadirilik gibi 7 hak tarikat kurmuştur. Onun dışında başka bir isim altında örneğin Mevlana’ya istinaden Mevlevilik gibi bir tarikat kurulması dinen caiz değildir. Ayrıca tarikat şeyhi olmak ancak Allah tarafından verilecek izinle olabilir.  Başka bir değişle birisi ben falandan el aldım diyerek yeni bir tarikat kuramaz, böyle insanların dinen katli vaciptir. Arabistan’da örneğin kurulan Vahhabilik nasıl sapıksa hak tarikat değilse ülkemizde de Nakşilik, Kadirilik gibi Abdülkadiri Geylani tarafından ismen kurulanlardan farklı adlardaki tarikatlar batıl hükmündedir zira mutasavvıflar bilir ki bunlara ilahi cevaz verilmemiştir. Bunu bildiklerinde biz tarikat değiliz cemaatiz derler ama İslam’da tarikat vardır bunlar 7 tane ile sınırlıdır ama cemaat kavramı yoktur. Cemaatçilik sonradan uydurulan tarikatların bölünmesiyle ortaya çıkmış akımlardır.

İnsanların bilmediği bir gerçek de var ki peygamberler haricinde kimsenin Allah’tan vahiy alamayacağı yanılgısıdır. Bu sanı yanlıştır. Allah yeryüzünü hiçbir dönem başıboş bırakmış değildir. Sadece peygamberlik devresi bitmiştir. Ama örneğin hazreti İsa tekrar yeryüzüne gelecektir. Ve hazreti İsa yeni geldiğinde belki adı Ahmet, Mehmet ya da Abraham, Michael olacaktır kimse onun gerçekte İsa olduğunu bilmeyecek ama o vahiy alacaktır.

Atatürk’e laf edenler gerçekte kimin ruhuna laf ettiklerinin farkında değildirler. Ya da Muhyiddin İbni Arabi’yi düşüncelerinden dolayı mürtet diyenler onun kimin ruhu olduğunu ya da bilemezler. Mesela bu zat demiştir ki ben kendimden bir şey yazmadım Allah tarafından bana yazdırıldı demiştir. Biliriz ki sadece peygamberler vahiy almaktaydı peki Muhyiddin İbni Arabi hazretleri açık açık ben Allah’tan vahiy aldım diyor bunu nasıl açıklayabiliriz?

Demek ki vahiy kanalı peygamberlerle beraber kapanmış bir kapı değildir. Bu bir. İkincisi bir insan tarikat basamağına bile girmek için şeriat gömleğini çıkartmalıdır. Artık bu basamakta şeraitin hükümleri dahi geçersiz kalabilir. Ama bugün tarikat adı altında şeriatı uygulamaya çalışmak tasavvufun ruhuna aykırıdır. Bu uygulama gösteriyor ki bu şeyhler Şıhlar bana göre sahtekârdır. Zira bize göre tarikat hocalığı bile yalnızca Allah tarafından verilebilecek bir görevdir. Kimse kendi kendini şeyh, şıh ilan etme yetkisinde değildir. Kişinin sahtekâr olup olmadığını anlamak istiyorsanız keramet göstermesini isteyiniz. Eminim hiç biri keramet ehli değildir. Tarikat ehli olmak başka bir şey, tarikat hocası olmak bambaşka bir şey. Benim kastım liderlerdir. Liderleri Osmanlı’nın yükseliş döneminde bizzat Allah seçmiştir. Örneğin Mevlana, Yunus Emre öğrenci yetiştirmiş ama yeni bir tarikat asla kurmamışlardır. Buna cevaz verilmemiştir.

 Ne zaman ki insanlar kendi kendilerini lider tayin etmeye başladı emin olun o zaman Osmanlı da duraklama sürecine girdi. Bu süreç gerçekte Kanuni ile başlamıştır. Kanuni ile beraber Osmanlı duraklama devrine girdi. Zira Kanuni hesapsızca Viyana önlerinde savaşarak İslam’ın ruhuna aykırı hareket etmiştir. Zira savaş Osmanlı’da bir ülkeyi haraca bağlamak için kullanılmaya başlanmıştı. Oysaki İslam’da cihat harici savaş haramdır. Kanuni ve diğer padişahlar salt bir ülkeyi Müslüman yapmak için değil, vergiye bağlamak için savaşmıştır. Eğer maksat Müslüman etmek olsaydı bugün Bulgaristan ve Yunanistan Müslüman olmuş olurlardı. Demek ki amaç insanları Müslüman yapmak değil, halkı sömürmekti. Osmanlı bir sömürge imparatorluğu haline getirilmişti. Türk tarihçileri bu gerçeği artık Türk kamuoyuna açıklamalıdır.

Ama ülkemizin bir aydın sorunu var. Bu iş de bize düşüyor her halde. Neyse konumuz değil geçelim.

Kısaca Osmanlı’yı yıkılışa götüren süreç tarikatların bozulmasıyla paralel gelişmeler olmuştur. Din bezirgânları ve tarikatları ele geçiren sahtekârlar Osmanlı’yı yıkılışa sürüklemiştir. Zaten Atatürk tarikatları bu nedenle kapatmıştır.

Aslında Atatürk, insanlığı toplum olarak hakikat basamağına taşımıştır aynı zamanda sadece İslam’ı Türkçeleştirmeye çalışarak Müslümanlığı Arap tekelinden kurtararak Türkün öz malı haline getirmeye çalıştı. Zira peygamberinin Arap olması İslam’ı Arap’ın malı yapmaz, bu Arapçayı kutsal bir dil hiç yapmaz. Allah sadece anlayabilsinler diye kendi dillerinde indirmiştir. Yani İslam Türk topraklarına indirilseydi biliniz ki Türkçe olarak inecekti. Allah katında Arapça konuşulduğunu filan sanmayın. Zaten o katta dil dahi yok. Allah katında biliniz ki telepatik iletişim mevcuttur.

Şimdi devir artık hakikat devrini bile aştı. Artık insanlığa hizmet etme devrini yaşıyoruz. Kim ki İslam’ın ve Kuranın ruhuna uygun bir yaşam sürmek işitiyorsa insanlığa hizmet etsin. Allah’ın senin kıldığın namaza da tuttuğun oruca da ihtiyacı yok. Allah bunları sana senin için şeriat basamağında sadece şerrini atasın diye senden istemişti. Sen şerrini atmışsan zaten şeriat basamağını çoktan geçmişsin demektir. Ama hala şerrini atamayanlar varsa onlar şeriat basamağını yaşamaya devam edebilirler.

Neden ille de şeriat getireceğiz deyip durmaktalar? Sahi Allah size böyle bir vazife verdi de bizim mi haberimiz yok? Biz hala daha vahiy kapısının açık olduğunu biliyoruz. Olabilir yani vahiy almışsınızdır da bizim haberimiz yoktur, öyleyse söyleyin de bilelim? Allah’tan vahiy mi aldınız şeriatı getirmek için? Ben hesabımı sana değil kendi inandığım Allah’ıma ve inancıma göre vereceğim. Sana ne ki bundan? Ne diye bana zorlama baskı yapmak fikrindesiniz? Hani dinde zorlama yoktu? Biz farkındayız sizin düşüncelerinizin. Biz şeriatı yaşıyorsak herkes yaşasın düşüncesindesiniz.  Şeriat kisvesi altında insanları köleleştirmek niyetindesiniz. Oysaki gerçek İslam insanı ruhen olgunlaştırır ve kişiyi özgürleştirir, asla köleleştirmez. İnsanları kendine köle yapmak isteyen İblistir.

Zira bizler biliyoruz ki Edison insanlığa ampul hediye ederek senden benden daha fazla Allah’ın hoşnutluğunu kazanmıştır. Sanmayınız ki Allah Müslümanların Allah’ıdır da Hristiyanların ve Musevilerin Allah’ı değildir. Öyle Yahudiler var ki senden benden daha çok Allah’ın hoşnutluğunu kazanmış durumdadır. Öyle Müslümanlar da var ki Allah onu şeriatı yaşamasına karşın huzuruna dahi almayacaktır.

Cennete sadece Müslümanların gireceğini sananlar bilmelidirler ki Allah insanları inançlarına göre yargılamayacaktır. Belki bir ateist senden benden daha çok Allah’a yakın olabilir zira adam sadece sahtekârlara inat dinsiz olmuş olabilir. Mesele insan olmayı başarmaktır ve insanlığa hizmet en büyük erdemdir.

Halka hizmet hakka hizmettir.

Ve gerçekte benim dahi yeni yeni farkına vardığım bir gerçek var. Aslında yıllardır biliyordum ama bu kadar idrakinde değildim. En büyük günah kalp kırmaktır. Zira her gönülde Allah vardır ve bir insanın gönlünü kıran o gönüldeki Allah’ı da kırmış olmaktadır. Ne kadar Allah’a yakın olursanız olunuz bir gönlü yıktıysanız şayet Allah’a yakınlığınızı da kaybetmektesiniz ve yolun en başına dönmektesiniz. Ben de kalp kırıp durur sonrada zaten hakketmişti diye avunurdum. Sonra derken hazreti İsa’nın sana bir tokat atana diğer yanağını çevir sözünü sorgulamaya başladım. Bu sözle koskoca peygamber ne demek istemişti acaba dedim kendi kendime. Ve farkına vardım ki aslında İsa Mesih, kalp kırmayın demek istemişti yani sana tokat atana sende tokat atma demeye çalışmıştı. Zira o sana tokat atarak senin gönlündeki Allah’ı kırdı. Sende onun yaptığını yaparak aynı hataya düşme demek istemişti. O nedenle sana tokat atana öbür yanağını da çevir ki nefsin iyice hor ve hakir olsun, gururun yerlere batsın böylece şeriat basamağını daha hızlı geçebilesin. Seni kırdıklarında senin bir sahibin var. Allah herkesin Allah’ıdır, onu yargılama işini Allah’a bırak, sen Allah’ın işine burnunu sokma demek istemişti.

Elbette ki peygamberler aynı zamanda birer filozoftur, tabii ki filozoflarda aynı zamanda birer peygamber varisleridir. Bu nedenle Hz. İsa bu sözle pek çok şey de kastetmiş olacaktır fakat ben bu kadarını idrak edip anlayabildim.

Mesele din meselesi değildir. Allah’a yakın olma meselesi temelde insanlıkla ilgilidir. Kişi istediği dine tabi olabilir. Ama her milletin de kendi dini toplumsal anane haline gelmiştir. Yani İsrail için Tevrat artık nasıl toplumun öz kültürü olmuşsa Türkler için de Kur’an bizim toplumuzun öz kültürü haline gelmiştir.  Yani artık İslam’dan çıkmak bir anlamda Türklükten çıkmakla eşdeğerdir. Tıpkı Musevilikten çıkmakla Yahudilikten çıkmış olduğunuz gibi. Eğer siz Yahudi’yseniz ve Müslümanlığı seçerseniz artık İsrail oğlu kavmi sayılmazsınız. Aforoz edilirsiniz. Mesele din değildir mesele insan olabilmek ve insanlığa hizmet edebilmektir.

Ancak yadsınamaz gerçek de şu dur ki dinler toplumsal kültürün bir parçası olmuştur. Budizm de Asya ülkelerinin toplumsal bir kültürü olagelmiştir. Yani siz Budist olursanız Türk kültüründen de uzaklaşırsınız. Toplumlar dini kültürün en temel belirleyici haline dönüştürmüştür. Yoksa Allah sadece Müslümanların Allah’ı değildir. Kesinlikle Allah tüm insanların Allah’ıdır. Peygamberlerse sadece kendi toplumlarına gönderilmiştir. Hiçbir peygamber evrensel olmayı başaramamıştır sadece hedeflerini yüksek tutmuştur o kadar. Öyle olsaydı İslamiyet yeryüzünde hâkim olan tek din haline gelirdi. Böyle olmadığına göre Allah böyle dilememiş demektir. Ama peygamberler evrensel bir hedef kendilerine koymuştur bu doğru ama en nihayetinde hiçbir peygamber evrensel değildir. Eğer Budizm bugün bir din olmuşsa Buda adındaki şahsiyet bir peygamberdir dersek hata etmiş olmayız.

Şeytan ve aveneleri ise din olarak yalnızca satanizmi indirmiştir. İblis ‘in Allah tarafından kendisine izin verilen asli görevleri arasında insanları saptırmak vardır bunun içinde İblis, dinleri bozmakla da görevlidir. Yani insanlığı bozmak için dinleri bozması gerekmekteydi ve bu da onun asli görevlerindendir.

İblis derki bir zamanlar Allah’a kendi nefsim için hizmet ederdim ama artık Allah’a salt Allah’ın rızasını kazanmak için hizmet etmekteyim. İblis, Allah’ın zıt kutbudur. Özel olarak salt bu amaçla yani insanların imtihanı için Allah tarafından bilinçli yaratılmıştır. Allah bilmiyor muydu ki kendisine isyan edeceğini? Elbette günün birinde isyan edeceğini biliyordu. O halde neden Allah kendisine isyan edecek bir varlık yaratmıştır diye hiç düşündünüz mü?  Ben düşündüm…

Allah her şeyi insan için yaratmıştır. Bu manada insanı imtihan edebilmek için İblis’e ihtiyaç duymuştur. İblis, insanın imtihanı için yaratılmıştır. Bu nedenle Allah kendisine isyan edeceğini bile bile salt imtihan için yarattığı bir varlığı da ateşe atmaz. Zaten ateş ateşi yakmaz. İblis ateşten yaratılmıştır ki ateşin kendisi İblis’dir. İblis’i cehennemede koysanız ona acı çektiremezsiniz ama belki cehennem zebanisi olarak kullanabilirsiniz. Aklını kulanırsan sorgulama ve muhakeme yeteniğini geliştirirsen anlarsın ki cehennem ateşten yaratılmıştır, İblis’de öyle. Peki ateşten yaratılan bir varlığı cehenneme mi atarsın? Yoksa onu cehennem zebanisi mi yaparsın.

Bir Tasavvuf ereni bana şunları söylemişti: İnsan, Allah’lığa soyunamaz, kimsenin kimseyi yargılama hakkı yoktur. Dolayısıyla Hazreti Peygamberle Ebu Leheb’e aynı pencereden bakmak zorundayız zira biz Allah değiliz, onu beynimizde bile cezalandırma salahiyetinde değiliz dedi. İnsanın asli işi kendi nefsini terbiye etmek olmalıdır. Başkalarının hatalarını ve kusurlarını ortaya çıkartmak hem Allah’ın settar ismine aykırıdır hem de bunu yaparken kendi kusurlarını göremezsin.

Belki de başkalarını yargılarken aslında kendi kusurlarımızın görülmesine engel olmak için bu işi yapıyoruzdur kim bilir?

Son söz olarak, insanlık şeriat ve hakikat basamaklarını paralel olarak yaşadıkları için, şeriat ehlinin hakikat ehlini anlamaya aklı ve idraki anlamaya yetmemektedir.

Din insanın kendi hür iradesinde kabullendiği ve yaşayageldiği bir hadisedir. Şeriatı yaşamak isteyenin bu en tabii ve doğal hakkıdır ancak insanlık topyekûn tekâmülün hakikat basamağındadır ve gerçek şu ki şeriat yaşayanlar azınlıktadır yani ülkemizde bunu isteyen çok azdır istemeyenler çoğunluktadır. Dini vecibeleri kaydetmiyorum. Şeri hukuktan bahsediyorum. Dolayısıyla azınlığın hakları çoğunluğa dayatılamaz. Bu saatten sonra da Türk toplumuna şeriat dayatılamaz. Çoğunluğun yaşamak istediği hukuk hakikatin hukukudur buda modern manada medeni hukuktur.

Herkesin birbirine saygı duyduğu bir toplum olmaktan uzağız, ama umarım kısa sürede bunu yeniden topluma aşılayabiliriz.

Türk milletinin en büyük sorunu beklide bu. Ötekileştirilen bir toplum olduk. Solcusu sağcısına anlayışlı değil sağcısı da solcusuna anlayışlı değil. Ama bizi birbirimize bağlayan en büyük tutkal Atatürkçülüktür.

Bu nedenle şeriatçı dincilerle ulusalcıların artık birleşmesi ve vatanımız için birliğimiz için tek vücut olması gerekmektedir. Öyle bir lidere ihtiyacımız var ki solcusuyla sağcısını tek bir potada eritebilsin.

Her şeyden evvel Türk milletini özüne döndürmeli ve Türkü Türkleştirmeliyiz. Milli ve manevi değerlerimize sahip çıkmalıyız. Demokrasiden anladığım herkesin inançlarına ve fikirlerine saygılı olmaktır.

Atatürk diyor ki Ey öğretmenler, fikri hür vicdanı hür nesiller yetiştirin.

Esen Kalın…

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Mc     2018-02-03 Harikabirnazar!
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Parti Adının Kısaltmasını Bilmiyor Ama Aday Adayı Olmuş!
Parti Adının Kısaltmasını Bilmiyor Ama Aday Adayı Olmuş!
500 Kişi Okuma Yazma Sertifikası Aldı
500 Kişi Okuma Yazma Sertifikası Aldı