Advert
sandalye fabrikası karabük
Beynimdeki Putlar
MAHFİ

Beynimdeki Putlar

Bu içerik 764 kez okundu

Geçmiş bir zaman içinde bir hakikat ereni bir tasavvuf dervişi varmış. Adı Hallacı Mansur imiş…Tıpkı benim yaptığım gibi insanların inanç taşlarıyla oynamayı severmiş. Bir gün bir camiye gitmiş. Tüm cemaate bakmış hepsinin akıllarından geçeni okumuş ve avazı çıktığı kadar bağırarak ‘Sizin taptığınız Allah benim ayaklarımın altında’ demiş ve ayağıyla bastığı yere üç sefer vurmuş. Tak tak taaak…

Tabi cemaat hemen koşmuş dervişin yanına, yaka paça adamı bir güzel hırpalamışlar adeta linç etmişler ve caminin dışına atmışlar.

Sonra cemaatin içinden akıllı olan biri yahu demiş bu adamın ayağını vurduğu yere bir bakalım demiş.

Cemaat başlamış dervişin ayağını vurduğu yeri eşelemeye…

Birde ne görünler? Bir kese altın çıkmış ayağını bastığı yerden…

Sonra anlamışlar dervişin ne demek istediğini…

Siz Allah’a tapmıyorsunuz, hepinizin aklında altın ve gümüş var, aklında başka şey olan ona tapıyor demektir demek istemiş derviş…

Bir Başka Hikayede Şöyledir sevgili okurlar

Delinin biri bir camiye gitmiş, namaz kılmak için…

Kendisine namaz kılacak bir yer bakınırken şaşkın gözlerle insanlara bakakalmış. Bir o köşeye gitmiş bir bu köşeye gitmiş bütün cemaati tek tek süzdükten sonra aniden camiden ayrılmış.

Az sonra sırtında iple bağlanmış halde odunlarla camiye girmiş. Tam imam namaza başlayacakken yetişmiş saflara katılmış ve sırtındaki odunlarla başlamış namaza…

Tabi odunlar iple bağlı olsada bu deli her eğilip kalktığında odunlardan bazıları düşüyormuş ve buda ses çıkartıyormuş. Eğilip kalkmak içinde epeyce zorlanmış ve güç bela namazını tamamlamış…

Tabi cami cemaati bu durumdan epeyce rahatsızlık duymuşlar. Başlamışlar homurdanmaya. Homur da homur, homur da homur…

Tabi cami imamı cemaatin homurtularını duymuş milletin gıybetine kulak misafiri olmuş. Yok efendim böyle camiye gelinir mi, böyle namaz mı kılınır, bizim namazın da içine etti falan filan…

İmam, meczup görünüşlü bu adamcağız ile aynı mahalledenmiş, yani onu tanıyormuş. İmam, anlayışlı ve babacan biriymiş.

Oğlum demiş imam, böyle namaza gelinir mi hiç?Sırtında odunlarla hem kendini hem de çevreni rahatsız ettin. Bir daha lütfen odunlarla namaza gelme olur mu demiş imam gayet nazik ve kibar bir dille…

Bunu duyan meczup, melul-mahzun, ama manalı bir bakış atmış ve imama sormuş?

‘Ben adetiniz böyle sandım’ ,demiş.

Hoca: ‘ Ne adeti?! Diye sormuş bu gariban Allah kuluna…

Cemaat de pür dikkat kulak kesilmiş, imamla meczupun konuşmasını dinliyorlarmış.

Meczup demiş ki:

‘Hocam, ben namaz kılmak için geldim camiye, şöyle kendime uygun bir yer ararken, içerdekilere bir de baktım ne göreyim! Herkesin sırtında bir yük var. Ben de zannettim ki adet budur, sırtıma yüklendim odunları öyle geldim demiş, çocukça saf ve temiz bir düşünceyle…İşte hocam kızacaksan herkese kız, neden bir tek bana kızıyorsun ki? Demiş.

Hoca şaşırmış haliyle: ‘ E demiş, peki benim de sırtımda yük var  mıydı?’ diye sormuş.

Cemaat de kendi arsında fıs fıs konuşuyormuş, ‘deli işte!’ diyerek bıyık altından gülmüş.

Meczup bu kez ayağa kalkmış, tek tek cemaatin arasında dolaşmaya başlamış, alaycı bakışların arasında…

Bak demiş hocam, bunun sırtında mavi gözlü bir bebek, bunun sırtında kocaman bir elma ağacı, bunun kinde kırık bir kapı, bunun sırtında kocaman bir tencere yemek, bunda kızarmış bir tavuk, şununkinde yeşil gözlü esmer bir hatun, bununkinde de yaşlı annesi sırtında var, demiş.

Sonra iki elini yanlara sarıp başını sallamış ve : Boş yok hocam, hiç boş yok, herkesin sırtında bir yük var, benim sırtım boştu, gittim odun koydum, adetiniz bu sandım demiş.

O böyle söyleyince hepsi şaşkın ve dehşet içinde birbirlerinin yüzüne bakmışlar. Zira meczup sandıkları delinin söyledikleri harfi harfine doğruymuş.

Kimi doğacak çocuğunu düşünüyormuş namazda, kimi bahçesindeki elma ağacını, kimi onaracağı kırık kapısını, kimi lokantasında pişireceği yemeği düşünmüşler namazda. Birisi aç gelmiş namaza, aklında tavuk varmış, birisi de aşık olduğu yeşil gözlü esmer hatunu düşünüyormuş birisi de bakıma muhtaç hasta anacağını düşünüyormuş. Ama Allah’ı düşünen yokmuş. Allah’ı düşünerek namaz kılan yokmuş. Hepsinin beyninde putlaştırdığı şeyler varmış. Hiç biri Allah için namaz kılmıyormuş, beynindeki putlara namaz kılıyorlarmış.

Zira namazda neyi hayal ederseniz, ona tapmış olursunuz…

Hoca tebessüm etmiş. Peki demiş söyle bakalım, bende ne vardı o halde? diye sormuş.

Meczup demiş ki:

Zaten en çok sana şaşırdım hoca! Sırtında kocaman bir inek vardı, demiş.

Meğerse bizim hocanın ineği hastaymış. Hocanında aklında ineğim öldü mü ölecek mi endişesi varmış.

(Bu hikayenin kaynağı vaybepost.com sitesidir.)

Sonuç ve Değerlendirme:

İlk defa zorlanıyorum bir sonuç yazmaktan. Bulamadığımdan değil ya, ne yazacağımı bilemediğimden…

Mesela şunu yazabilirim, acaba Allah’ı düşünerek namaz kılıyor muyuz?

Acaba gerçekten yaptığımız ibadete karşılık cenneti bile beklemeden salt Allah rızası için ibadet ediyor muyuz?

Mesela şunu da yazabilirim, ibadetleri birer sevapmetre gibi meleklerimize yazdırıp, Allah’ın huzuruna gittiğimizde, bak Ya rabbi, 100 sayfalık sevapmetre defterim var, günah defterim de 10 sayfalık günahmetre, yani sevaplarım ağır basar. Rabbim, sen yorulma, ben cenneti sora sora bulurum, der miyiz acaba?

Yada şunu mu yazsam, Allah’ım ben senin rızan için ibadet yapmadım, salt senin cehenneminden korktuğum için ibadet yaptım, Kur’an da dehşet ayetler vardı  ben cehennem korkusundan ibadet yaptım mı deriz acaba?

Yok yok, bunların hiç birisini yazmıyayım. Herkes kendi alacağı dersi almıştır zaten sanırım değil mi?

Ben gene de şunu yazayım:

Yunus Emre derki:

Cennet cennet dedikleri

Üç beş köşkle üç beş huri

İsteyene ver onları

Bana seni gerek seni…

 

Beyler, bayanlar…Modern çağın putları para, şöhret, makam, yakışıklı erkekler ve manken kızlardır. Hiç kusura bakmayın. Bunlara tapıyor-uz-sunuz.

Kim namazda Allah’ı düşünerek, Allah aşkıyla alnını secdeye koymakta? Kim, kim, kim hangimiz? Cevabı bana değil, kendinize verin lutfen…Secde anında Allah aşkıyla bir damla göz yaşı döktük mü hiç?

Bir kısmımız cennet sevdası için bir kısmımız da cehennem korkusu için ibadet ediyoruz? Nerde kaldı Allah’a ibadet? Nerde kaldı Allah’ın bize lutfettiği nimetlere bir teşekkür secdesi?

Biz neyiz kimiz, insan mıyız? Ne fark eder..Yoktuk, var olduk. Allah, bize var olmayı lutfetti. Bizim emrimize melekler yarattı. Sağımızda solumuzda önümüzde arkamızda bizlerin görmediği meleklerimiz var. Bir de tanrı parçacağı olan ruh verdi Allah bize. Karşılığında Allah’a ne verdik?

Hani bir bakkala gitseniz bir ekmek bir de çocuğuma süt deseniz bakkal size bunun karşılığını sorar, bir bedel ister. Almadan veren, lutfeden Allah’dır. Bırakın artık cennet sevdasını, sevapmatik tutmayı, bırakın artık cehennem korkusunu… Nerde kaldı Allah sevgisi…

Züleyha, bir erkek güzeli olan Yusuf Peygambere aşık olmuş. Aşkından deliye dönmüş ama Yusuf’dan aşkına bir cevap alamamış. Derken bir gün Züleyha’nın kocası ölmüş. Yusuf Peygamber, tabi ki hak gözü açık olan bir Allah dostudur. Gerçeği görmektedir. Gördüğü gerçeği bizde öğrenelim diye gider Züleyha’ya sorar. Derki:

Ey Züleyha, yıllarca bana aşık oldun, aşkın dillere düştü. Ama evliydin, bana haramdın, şimdi benimle evlenmene bir engel yok. Artık Allah indinde de benimle evlenmene bir engel yok, istersen seninle evlenirim demiş.

Züleyha ne demiş biliyor musunuz?

Ben artık seni istemiyorum Yusuf, sana olan aşkım meğer benim içimdeki aşkdan kaynaklanıyormuş, ben aşkımı yerlerin ve göklerin sahibi olan Allah’a yönelttim. Zira sana olan aşkım Allah’a yönelmeme vesile oldu. Sana olan aşkım her geçen gün büyüdü, büyüdü beni yaktı mum gibi eritti. Aşkından bittiğim anda anladım ki gerçek maşuk Allah’dır. Eğer sana aşık olmasaydım, Allah’a aşkımı yöneltemezdim. Sen benim içimdeki aşkı ortaya çıkardın ve bu aşk Allah’a inkılab etti, demiş.

Rabbim ,hepimizi bu sahte ibadetlerden sıyrılmayı nasip eylesin. Gerçek namaz insanları kötülükten alıkor. Bu lafı her Cuma hutbesinde imam tekrar eder ama duyarız fakat algılamayız. Şimdi bu farkındalıkla Maun suresini bir daha okuyalım:

1. Gördün mü, o hesap ve ceza gününü yalanlayanı! 2, 3. İşte o, yetimi itip kakan, yoksula yedirmeyi özendirmeyen kimsedir. 4. Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, 5. Onlar namazlarını ciddiye almazlar. 6. Onlar (namazlarıyla) gösteriş yaparlar. 7. Ufacık bir yardıma bile engel olurlar.

Ne anladınız şimdi bu sureden diye sormayacağım. Ne anladıysanız odur.

Tasavvufu kendisinden öğrendiğim hocam bana şunu söylemişti: Evlat, namaz bedene kıldırılmakla olmaz, namazı eğer ruhuna kıldırabiliyorsan, namazdır. Ve bil ki namaz gerçekte sadece secdeden ibarettir. Namazda niye tekbir getirilir biliyor musun evlat? Aklındaki her şeyi geriye atmanın ve aklında sadece Allah’ı düşünmenin bir temsili simgesidir tekbir almak. Evlat, kulun Allah’a en yakın olduğu an, secde anıdır ve namaz secdeden ibarettir. Diğerleri kültür-fizik hareketleridir, Allah beden sağlımız için böyle istemiştir…

Elbette ki şunu da söylemeliyim, ibadetler her şeyden önce Allah’ın bizden istediği, Rabbimize olan borcumuzdur. Bu borcumuzu öderken aklımızda modern zamanın modern putları olan para, makam ve kadın gibi düşünceler olmamalıdır. Bana göre gerçek ibadet, Allah’a olan borcumuzu eda etmek için aklımızdaki putları yıkmakla olur.

Amacı çok zengin olan paraya tapar, amacı güzel bir hatun olan kadına tapar, amacı koltuk sevdası olan da nama ve şöhrete tapar. Ama gerçekten Allah’a tapmalıyız. Bunları dua olarak Allah’dan isteyebiliriz o ayrı bir hadise ama bunları düşünerek namaz kılmak, cahiliye devrindeki putlara tapmakla eşdeğerdir bana kalırsa…Kim hangi düşüncelerle secde ediyorsa taptığı da odur. Bu nedenle Hallacı Mansur, sizin taptığınız Allah benim ayağımın altında saklı olan altındır demek istemiş.

Putları yıkmaya devam edeceğiz…

Esen Kalın…

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
500 Kişi Okuma Yazma Sertifikası Aldı
500 Kişi Okuma Yazma Sertifikası Aldı
2017 Yılında Karabük’te Neler Oldu?
2017 Yılında Karabük’te Neler Oldu?