sandalye fabrikası
“Ben Müslümanım ama Lâikim.”

“Ben Müslümanım ama Lâikim.”

Bu içerik 2857 kez okundu.

“Ben Müslümanım ama Lâikim.”

Yukarıdaki ifade bana hep sıkıntılı görünmüştür. Bu sözü sarf eden şahıs; ikinci hükmün, ilk hükmü tekzip ettiğinin farkında değildir. Söz, kendi içinde tenakuz arz eder. Bir insanın; “Ben hem tarafım hem de tarafsızım.” demesi gibi.

Tarihi tekâmül ve sosyal şartların icbarıyla Avrupa’da zuhur eden kavram; şahısları değil, devleti nitelemek için kullanılır. Devletin bütün inanç sistemlerine karşı eşit mesafede ve tarafsız olduğunu ilan eder. Laik devlet; bir inanç sistemine, diğerine göre üstünlük veya öncelik tanımaz. Her dine eşit mesafededir ve bu yolla insanların din ve vicdan özgürlüğünü teminat altına almaya çalışır.

Kavramın anavatanı olan Avrupa’da; “Ben Hristiyan’ım ama laikim.” diyen bir Allah’ın kulunu bulamazsınız. Diğer Hıristiyan memleketlerde de böyle bir örnek görülmez. Adam; “Ateistim.” der ama asla“Ben laikim.” demez. Bizde ise sürüsüne bereket…

Bu sözü söyleyenlerin hemen hiçbiri kavramın analizini yapmamıştır ve meselenin tarihi, sosyolojik boyutlarından da habersizdir. Kavramı aktüel çağrışımlarıyla benimser. Laiklik onun için bir kalkandır ve onun sayesinde kimliğine bulaşmasından endişe ettiği hatta çağrışımlarından bile ürktüğü birtakım nitelemelere karşı kendisini koruma altına aldığına inanır. Sakıncalı bulduğu klasik Müslüman imajından kendisini soyutlar. Bu arada muhatabına da ince bir mesaj gönderir: “Sen beni o kendisine Müslüman denilen birtakım şahıslarla sakın bir tutma! Ben onlar gibi gerici-mürteci değilim.”

“Söyleyenden dinleyen arif gerek.” demişler. Gerçekte bu bir şuuraltı boşalmasıdır. Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı;  “Laik olmayan insan bile değildir.” derken şuuraltında yatan bu tortunun etkisi altındadır. İster yüksek tahsil sahibi ister ilkokul mezunu isterse hiç tahsil görmemiş olsun, kendisini lâik olarak niteleyen bu kesime mensup hemen herkesin şuuraltında bu şartlanmanın izleri vardır. Ve bu bulanık şuuraltının oluşmasında da cumhuriyet elitlerinin, maarifinin ve onlara destek veren matbuat ve kitle iletişim araçlarının da büyük sorumluluğu vardır.

Gazeteler “Müslüman”ı hep sorunlu bir kişilik olarak işlemiştir. Karikatüristler Müslüman adı altında hilkat garibesi tipler çizmişlerdir. Bu sıfatı taşıyan insanlar içinden hep en kötü örnekler seçilmiş ve Müslüman namı altında daima onlar vitrine konulmuştur. Televizyonda papaz güvenilir ve ketum bir şahsiyet olarak sunulurken Yeşilçam, Müslüman din adamına; sığ, kaba, softa yani itici ve benimsenmesi zor bir kimlik ve kişilik giydirmiştir. Hatta zaman zaman Müslüman din adamı; “İstemem, yan cebime koy!” diyen menfaat düşkünü, muhtekir bir karakter olarak da gösterilmiştir. Gazete, televizyon ve diğer yayın organlarında yıllar boyu hep bu imaj diri tutulmaya çalışılmıştır. Pozitivizmle beyni yıkanmış Cumhuriyet aydınının da İslâm’la arası hep açık olmuştur. Tıpkı “Çankaya”nın yazarı, Cumhuriyet’in ideologlarından Falih Rıfkı Atay’ın; “İslamiyet denince burnuma ayak kokusu gelir.” demesi gibi. Geri kalmışlığın ve beşeri noksanların sebep olduğu olumsuz neticeler, yaşam tarzından ve görgü eksikliğinden kaynaklanan sıkıntılar, toplumun inanç sistemine fatura edilmiş ve kitlelerin beyni yıkanarak aleyhte propagandaya zemin hazırlanmıştır.

Bu kirli propaganda ve onu besleyen menfi örnekler üzerinden kendi inanç sistemine yaklaşan kitleler, teorik olarak İslam’ı reddetmeseler de onun sosyolojik tezahürlerine hep soğuk bakmışlardır. Geleneğe ait birtakım menfi uygulamaların da İslam’la karıştırılması neticesinde bu kitle ile İslam arasındaki mesafe daha da açılmıştır.

Yıllar önce tanıdığım dedesi (annesinin babası) cami imamı olan modern görünümlü bir öğretmen hanım, bana dedesinin din görevlisi olduğunu söylerken aynen şöyle demişti: “Benim dedem cami imamı ama çok modern biri.” O zaman ben de kendisini rahatlatmak adına; “Hocahanım! Benim babam da emekli müftüdür.” demiştim. Sahip olduğu imajın zayıflamasından çekiniyor, imam kelimesinin yanına modern takısını eklemeyi bir mecburiyet olarak görüyordu. Dedesinin ve zımnen de kendisinin, klasik Müslüman imajıyla arasına mesafe koymaya çalışıyordu.  Yakından tanıdığım Hocahanım inançlı bir insandı. Fakat bir kesimin İslamiyet’i yaşama tarzı onun ölçülerine uymuyordu. Genç bir delikanlının göğsüne kadar inen sakalı bile onu rahatsız ediyordu. Çünkü modernlik onun için olmazsa olmaz bir keyfiyetti.

İşte “Ben Müslümanım ama laikim.” diyen bir kişinin davranışlarına da aynı güdü yön veriyor.  “Laikim.” derken dolaylı yoldan modern olduğunu vurguluyor. Laik olmak, geri ve kerih görülen Müslüman imajından sıyrılmayı sağlıyor onun için. Kimliğin eksik ve kusurlu yönlerini örtüyor. Elbisenin yırtığını kapatıyor. Kişiyi Müslümanlığından dolayı içine düştüğü aşağılık kompleksinden kurtarıyor.

Laiklik son yıllarda sadece bu ülkeye has özel bir anlam kazanmış durumda. Şahısları niteliyor. Bunu söyleyen şahıs, bir yandan Müslümanlığını vurgularken bir yandan da klasik Müslüman imajını benimseyip içselleştiremediğini zımnen de olsa itiraf ediyor. Çare olarak da İslamiyet ile modernizmi kendi kimliğinde buluşturup uzlaştırmayı deniyor.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
KARABÜK DÜŞMANI     2016-09-07 ÇOK GÜZEL BİR YORUM.TÜRKİYE DE KENDİNİ MÜSLÜMAN OLARAK TANIMLAYAN SAYISI AZIMSANMAYACAK KADAR ÇOK İNSANIN GERÇEKTE TAM BİR HOŞGÖRÜ TİMSALİ OLAN DİNİMİZİ BİLMEDİĞİNİ AÇIK BİR ŞEKİLDE ORTAYA KOYUYOR.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Kardemir 3 Nisan Kutlama Mesajı
Kardemir 3 Nisan Kutlama Mesajı
Başbakan Açıkladı Hayal Gerçek Oluyor
Başbakan Açıkladı Hayal Gerçek Oluyor