Advert
sandalye fabrikası karabük
AH ŞU KUMARBAZLAR!
Sait ALICI
Alıcı Gözüyle

AH ŞU KUMARBAZLAR!

Bu içerik 2333 kez okundu

AH ŞU KUMARBAZLAR

Bazen bir konuyu anlatabilmek için betimlemeler, benzetmeler, teşbihler,hicivler yaparız. Hatta bu benzetmeler bazen maksadını bile aşabilir. Kimileri amacını anlamaya çalışma ve asıl maksadı süzme yerine, benzetmeyi takıntı haline getiriverir.

İşte bu türden bir benzetme ile asıl gayemizi anlatalım. Bakalım kim neyi, ne kadar anlayacak.

Ben kumar oynamayı ne severim nede oynarım ancak geçmişte kumar oynayanları izlemişliğim vardır. Bu işi bilenler, bilmeyip tv lerden anlatılanlardan kulaktan dolma bilgisi olanlar da vardır.

Kumar salonlarının bir sahibi vardır. Birde genelinde be bazı oyunlarda dörder kişinin oturduğu masalar. Salonun işletmecisinin geliri oynanan oyunlardan biten oyun basına MANA diye bilinen ve oyunu kazanandan belirli oran ya da belirli tutarda bir para alır. Bunun yanı sıra kumar oynanan masalarda birer tane kendine yakın adamı vardır. Masayı forse eder.

Zaman zaman kaybedip masanın diğer üç oyuncusuna para kazandırır gibi görünse de, bir el kaybetse birçok el kazanır, bir gün kaybetse birçok gün kazanır. Nihayetinde hep o da kazançlı çıkar. Nihai totalde ise hep kaybeden masanın diğer oyuncularıdır. Gider çalışır, çabalar, çalar, çırpar, satar, legal ya da illegal yollarla eline geçen parayı hep masada bırakır. Hatta an gelir cebinde oynayacak parası olmaz ise kumar salonu sahibi oynasın, borçlansın diye zaman zaman kredi bağlamında para bile verir.

Ancak burada çok önemli bir gerçek var ki, hep kazanan kumar salonunun sahibi, masalardaki yakın adamlarıdır. Hep kaybeden ise, bu illete bulaşmış, an gelip kolundaki saatten, varını yoğunu satacak duruma gelen kumar müptelalarıdır.

Ha burada bir unuttuğum var ki o da düzene uymayanları, hır çıkaranları, ödemede zorlananları hizaya getirmek için hazırda bekleyen koruma ya da Bodyguard lar vardır.

Şimdi diyeceksiniz ki bu kadar kumar muhabbetini niye yaptı bu adam. Dedik ya teşbihte, benzetmede hata olmaz diye. Gelelim sadede...

Güzel ülkemin memleket sevdalısı birisi olarak hep düşünüp dururum.

Taa 1950 lerden bu yana yine ortalama her on senede bir “HALKIN İRADESİ”ne neden müdahale olur?

Neden bu memleketin ödemeler dengesi açık verir yani hep yurt dışından ithalat yoluyla mal alır milyarlarca dolar öder de yurt dışı satışları yani ihracatları az olur?

Neden yıllardır IMF diye bir kuruluştan yıllarca borç alınıp, faizler ödendi?

Neden yıllarca ülkem, vizyonsuz, misyonsuz, avuç açmış, kardeş kavgaları yaşamış durumlara düşmüş!

Aslında cevabı yukarıdaki benzetme de buldum desem sanki haksızda sayılmam.

Hep beraber bakalım uzun yılların tarihine.

Sanki Avrupa ve Amerika kurmuş Türkiye salonunu, alıştırmış bizi kumar denilen illete, sömürmüş durmuş. Nasıl mı?

Üretimin, teknolojinin, bir adım ileriye gitmemesi için, “Siz üretmeyin biz ucuza verelim”  mantığı ile, kendi sermaye guruplarının ürettiklerini bize satmış. Kumarhane sahibi gibi, bu ülke insanının çalışıp çabaladığı kaynakları habire sömürüp kendi ülkelerinin gelişmişliği için kullanmış.

Bu arada da biat etmiş, hak ve menfaatlerini koruyan birilerini de kumar masalarındaki kazanan adamlar gibi masalara birer birer dağıtıvermiş. Anlayacağımız gibi hortumları sağlama bağlamış.

Zaman gelmiş milli kaynaklarımız o kadar hortumlanmış ki, çalışıp ürettiğimiz milli gelirimiz o kadar yetmez hale gelmiş ki, bahçe kurumasın diye IMF tarzı kurumlara borçlandırılıp üstüne katmerli faizler ile “haydi bana çalışıp üretmeye devam edin” denilivermiş.

Zaman gelmiş yokluktan, sokulan fitme fesattan arada bir birbirimize düşüp kavgalar ettirilerek seyredilmişiz.

Asıl önemlisi ise ne zaman ki masalarda kaybedenlerden birileri uyanıp ta “Ne oluyor yahu, çalışıp çabalıyor, hep bir şekilde parayı bulup getiriyoruz. Yeter artık bu bir illet. Ben bu masaları yıkmalıyım ve yıkacağım” diyenlere ise koruma yada bodyguard lar devreye girip arada bir ayar yapılıvermiş.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Karabük’e siyasete atıldığı ilk dönemlerde geldiği ve ilk konuşmasını dün gibi birden hatırlayıverdim. Hatırlayan var mı? Ne demişti yıllar önce! “Ben bu ülkedeki hortumları keseceğim”

Şimdi hep birlikte sizleri düşünmeye ve sorgulamaya davet ediyorum.

Sayın Erdoğan’ın liderliği ile son yıllarda bölünmüş yollardan yüzlerce havalimanına, köprülerden demiryolu ağlarına, hızlı trenlere, pirinç sana yağı kuyruklarından her türlü ürünün bulunduğu ve alınabildiği bir ülke durumuna gelmedik mi?

Bu gelişmeler olurken, siyaseten, ekonomik olarak, e-muhtıralarla, başarılı olunamayınca 15 Temmuz darbe girişimine kadar bir çok baskı ve yıldırma politikaları gündeme gelmedi mi?

Düşünelim, düşünelim, hem de çok iyi düşünelim. Bunca feryadı figanın, akla hayale gelmeyecek entrikaların, lafların, oyunların altında kumar salonu sahiplerinin MANA kayıp ve endişeleri olmasın? AH ŞU KUMARBAZLAR

Hoşçakalın.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Gercekci     2017-03-10 Bu 15 yıllık yıl, köprü ve havaalanı yapılan zamanda kaç tane fabrika, entegre tesis kuruldu? Tüketen toplum olduk. Aksine devletin elinde kiler satıldı. Ve hatta o bahsettiğiniz kumarhane işletmecisi den daha çok mal araç, uçak alalım diye yapıldı. Araba uretseydik, kendi yolcu uçağımızı yapsaytik (tamamı yerli, Türkiye toplaması degil) o zaman dediklerimiz in altına imzasını atardım.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
500 Kişi Okuma Yazma Sertifikası Aldı
500 Kişi Okuma Yazma Sertifikası Aldı
2017 Yılında Karabük’te Neler Oldu?
2017 Yılında Karabük’te Neler Oldu?