Karabük’te Bir İddia ve Kurumsal Sessizlik

Yılbaşından bu yana Derin TV ekranlarında milletvekillerini, belediye başkanlarını, STK temsilcilerini ağırlıyor; 2025 yılının muhasebesini yapıyoruz. Kim neyi yaptı, neyi yapamadı, vaatler nerede aksadı, yatırımlar nereye takıldı; hepsini masaya yatırıyoruz.

Milletvekillerimiz haklı olarak şundan yakınıyor:

Karabük’ün 6. Bölge teşviklerinden yararlanması, İsmetpaşa Lojistik Üssü, organize sanayide yükselmeye başlayan fabrika binaları yeterince konuşulmuyor.

Tam bu başlıklar tartışılırken, birkaç gündür Karabük’ün gündemini bambaşka bir konu işgal ediyor: iddia edilen bir darp olayı.

Bir kesim “kişisel mesele, kamuyu ilgilendirmez” diyor.

Diğer bir kesim ise daha olayın faili, sebebi, hukuki boyutu ortaya çıkmadan; kulaktan dolma bilgilerle, sohbetlerde ve sosyal medyada çoktan hükmü keserek;“Eşi tarafından darp edildi.” diyor.

Henüz doğruluğu kesinleşmemiş, yalnızca iddia niteliğindeki bir olayın; tarafların konumu, unvanı ya da geçmiş ilişkileri nedeniyle günlerce manşetlere taşınması ise gazetecilik açısından ayrıca düşünülmesi gereken bir durumdur. Kesinleşmemiş bilgiler üzerinden kişisel hayatın tartışma konusu yapılması, hem masumiyet karinesine hem de özel hayatın gizliliğine zarar verme riski taşır.

Biz de gazetecilik refleksiyle “iddia”yı değil, gerçeği aramaya karar verdik.

Kolluk Kuvvetlerinde Bir Şikâyet Bulamadık

Her gazetecinin olduğu gibi bizim de haber kaynaklarımız var. Kolluk kuvvetlerinde ciddi bir araştırma yaptık. Ancak iddia edilen hanımefendinin herhangi bir darp şikâyetine dair resmî bir kayıt ya da bilgiye ulaşamadık.

Oysa bilindiği üzere; darp iddiasıyla hastaneye başvuran ve adli vaka sayılan hastalar için emniyet birimleri bilgilendirilir, ifade alınır, rapor düzenlenir.

Eğer gerçekten emniyete intikal etmiş bir şikâyet var da biz ulaşamadıysak, bu bizim mesleki eksikliğimizdir. Buna ulaşan gazeteciler varsa, bu da onların mesleki başarısıdır.

Adliyede de Yok

Aynı araştırmayı adliye cephesinde de yaptık.

Sonuç değişmedi: Ne belge, ne bilgi…

Varsa ve biz bulamadıysak, yine altını çiziyoruz: Bu bizim eksikliğimizdir.

Hastanede Sorduk, Duvara Çarptık

İddialara konu olan adli vaka raporunun düzenlendiği öne sürülen Karabük Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde de konuyu araştırdık. Birçok yetkiliyle görüştük.

Aldığımız ortak cevap şuydu:

Adli vaka bilgilerine çok sınırlı sayıda personel erişebiliyor. Hasta mahremiyeti ve Kişisel Verilerin Korunması Kanunu çerçevesinde tüm çalışanlara sıkı bilgilendirme yapılıyor, taahhütnameler imzalatılıyor ve ağır yaptırımlar uygulanıyor.

Peki Kim Konuşacak?

Bir yanda, basında yalnızca baş harfleriyle yer alan bir hanımefendi…

Diğer yanda ise, eşi olması nedeniyle hedef tahtasına oturtulan; fotoğraflarıyla, ismiyle, makamıyla linç edilen bir rektör ve onun temsil ettiği üniversite…

Sosyal medyanın çarpan etkisiyle mesele çoktan ülke gündemine taşındı. Üniversitenin kurumsal itibarı ciddi biçimde zarar görüyor.

Ama dikkat çekici olan şu:

Yetkili olan herkes susuyor.

Bir kişi çıkıp da şunu demiyor:

Bu iddialar doğrudur, adli vaka vardır, soruşturma başlatılmıştır.”

“Bu iddialar gerçek değildir, böyle bir olay yoktur.”

“Olay vardır ama bilgiler kişisel veri kapsamındadır.”

“Masumiyet karinesi gereği mahkeme kararı olmadan kimse suçlanamaz.”

“Bu bilgilerin sızdırılmasıyla ilgili ayrıca inceleme başlatılmıştır.”

“Üniversite ile rektörün ailevi meselesi arasında bağ yoktur, kurumsal kimliğimiz zedelenmektedir.”

Hiçbiri söylenmiyor.

Konu topluma mal olmuş durumda ama;

Sağlık İl Müdürlüğü suskun.

Valilik sessiz.

Adliye, Emniyet, ilgili kurumlar…

Herkes izliyor.

Ateşle yoğrulmuş, dumanla büyümüş Karabük’ümde bu derin sessizliğin bedelini bir kez daha şehir ve onun üniversitesi ödüyor